Reklam
Reklam

Evet – Hayır Cehpesinde son durum nedir, ne olabilir?

01 Nisan 2017 Cumartesi, 05:17

Referandum Oylamasına 15 gün kala Evet – Hayır Cehpesinde son durum nedir, ne olabilir?

En son referandum anketleri sonuçlarına göre evet oyları mı önde hayır oyları mı?

16 Nisan’a doğru geri sayım başladı; 2017 referanduma 18 gün kaldı.Referandum anketleri seçmenin nabzını tutmaya ‘referandum sonuçlarında evet mi hayır mı önde olacak’ sorusunun yanıtını bulmaya çalışıyor.Bazı anketler evet oylarının önde olduğunu belirtirken, bazı araştırmalar evet ve hayır oylarının başabaş gittiğini, bazı anket şirketleri de hayır oylarının daha önde olduğunu öne sürüyor.

İşte son durum analizi.

Referandum yayınlayan şirketlerden Andy-Ar Araştırma şirketi sahibi Faruk Acar, referanduma ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. CHP”nin referandumda AK Parti karşında bugüne kadarki en başarılı kampanyayı yürüttüğü görüşünde olan Acar’a göre, CHP istediği maddeleri tartıştırdı, “Evet bloğu’’ ise arkasındaki desteğe rağmen domine eden bir kampanya yürütemedi.

BÖLGELERE GÖRE REFERANDUMDA EVET-HAYIR DAĞILIMI ŞÖYLE:

Al Jazeera’ye konuşan Andy-Ar Araştırma şirketi sahibi Faruk Acar, son referandum anketinden yola

 çıkarak, coğrafi bölgeler bazında şöyle bir sıralama yaptı:

-İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu “Evet”çi,

-Ege ve Akdeniz’de “Hayır” önde.

-Marmara ve Güneydoğu Anadolu ortada.

-Güneydoğu Anadolu’da Urfa ve Gaziantep’in olduğunu unutmayın. Buralardan ciddi “Evet” oyu geliyor.

-HDP’nin güçlü olduğu yerlerden “Hayır” çıkacak.

ACAR: HALA YÜZDE 15 KARARSIZ VAR

Acar, yaklaşan anayasa değişikliği referandumuna ilişkin yaptıkları araştırmalarda hâlâ yüzde 15 oranında kararsız ve cevap vermeyen seçmene rastladıklarını söylüyor.

Acar, başka sorularla bu seçmenlerin tercihlerini öğrenmeye çalıştıklarını, bu oranı yüzde 7-8’e indirebildiklerini belirtiyor. Acar, yürütülen kampanyaların etkisinin yüzde 2-3 oranında seçmenin kararını etkilediğini, seçmenin dış politika ve ekonomik gelişmelerden daha çok etkilendiği tespitini yapıyor.

İşte Acar’ın o açıklamaları:

Anayasa değişikliği referandumuna az bir süre kaldı. Kararsızlar kararlarını vermeye başladı mı? Saha bulgularınız neler?

Referandum sürecine seçmenlerin yüzde 80’i kararlı, yüzde 20’si kararsız bir noktadan başladı. Bugün hâlâ vatandaşa direk olarak “Evet” mi “Hayır” mı diye soru yönelttiğinizde kararsız oranı yüzde 15’ler dolayında. Bunların bir kısmı cevap vermeyenler, bir kısmı da gerçekten kararsız olan seçmenler. Özellikle Olağanüstü Hal (OHAL) döneminden geçtiğimiz için kendisini gizleyen bir seçmen kitlesi olabilir. “Evet” demenin kendi mahallesi açısından sıkıntılı olacağını düşünen “Evetçiler” olabildiği gibi “Hayır” demenin de kendi mahallesi açısından sıkıntıya yol açacağını düşünen bir kitleden söz edilebilir. Biz bu kitleleri farklı yöntemlerle okumaya çalışıyoruz.

Kararsız ve cevap vermeyenleri ayrıca incelemeye tâbi tutuyoruz. Onlara farklı sorular sorarak bir sonuç almaya çalışıyoruz. Aslında ‘kararsızım’ dediği halde gizli “Hayırcı” ya da “Evetçi” olduğunu bildiğimiz seçmenler oluyor. Bunları ayrıca inceleyerek bu oranı yüzde 7-8’lere kadar indiriyoruz.

 “Evet” cephesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde ciddi bir vites yükseltme var. Aynı şekilde “Hayır”ın öncülüğünü yapan CHP lideri de şehir şehir geziyor. Bu kampanyalar kararsız seçmen üzerinde etkili oluyor mu?

Kampanyaların seçmen üzerinde toplam etkisi daha önceki seçimlerde de test edildiği üzere sınırlı. Türkiye’de seçmenler daha çok günün koşullarını değerlendirerek hareket ediyor. Anlık gelişmeler ki, bunlar ekonomi, dış politika gibi konular, farklı yönde hareketlenmelere neden olabiliyor. Bu farklılığa 7 Haziran 2015 seçimleri ve sonrasındaki olaylar örnek gösterilebilir. 7 Haziran seçimleri öncesinde Diyarbakır’daki HDP mitinginde meydana gelen patlama HDP lehine bir sürece yol açarken, 7 Haziran seçimi sonrasındaki patlamalar AK Parti lehine gelişmelere yol açtı.

Kampanyalardan öte günlük gelişmeler daha belirleyici mi demek istiyorsunuz?

Kampanyalar yüzde 15’lik kararsız seçmenin yüzde 2-3’ünü etkiler. Mitingler, reklamlar, kampanya dili vs… Bunların etkisi sınırlı. Daha büyük kesim, içinde bulunduğu hâlet-i ruhiyeye göre pozisyon alıyor. Hatta, oy kabinine kadar da bu karar süreci sürüyor.

“AK PARTİ SEÇMENİ KONSOLİDE OLDU”

Hollanda ile yaşanan kriz “Evet” oylarında bir artışa neden oldu mu? Özellikle, daha önce AK Parti’ye oy vermiş kesimlerin “Evet”e mesafeli olduğu tespitleri vardı. Bu kesim “Evet”e yaklaştı mı?

Daha önce AK Parti’ye oy vermiş seçmen içinde ikna olmayanların oranının epey azaldığını söyleyebiliriz. Bu kitle ciddi oranda konsolide oldu. İlk ölçümlerde daha önce AK Parti’ye oy vermiş kesim içinde yüzde 20 düzeyinde bir kararsızlık, tatmin olmama duygusu söz konusuydu. Bunların tümü “Hayırcı” değildi. Sadece yüzde 6’sı “Hayırcı”ydı. Yüzde 14’ü, ya “cevap vermiyorum” ya da “kararsızım” diyordu. Şu anda bu kesimin yüzde 14’ü “Evet”e ikna oldu diyebiliriz.

“HER ŞEY KILIÇDAROĞLU’NUN ‘BAŞBAKAN’ GAFI İLE BAŞLADI”

Bu konsolidasyonu ne sağladı?

Her şey sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Başbakan” gafı ile başladı. Kılıçdaroğlu’nun yeni sistemde “Başbakan” olacağını ifade eden cümlesinin bir başlangıç noktası olduğunu söyleyebilirim. Sonra bu tuttu. AK Parti tabanı bu gaf ile motivasyon yakaladı. Hollanda meselesi de ikinci bir kapı açtı. Avrupa’nın genelinde İslam’a karşı öne çıkan aşırı söylem, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu söyleme karşı çıkışı tekrar liderliğini pekiştiren bir sürece dönüştü. Türkiye’deki iç dinamikler hareketlendi. Burada Avrupa’ya verilen tepkinin hangi dozda tutulduğu da önemli. Eğer aşırıya giderse bunun seçmenleri üzerinde bir tedirginlik yaratma ihtimali de var. Avrupa’ya tepkinin dozajı hassas bir noktada tutulursa, yani düşmanlığa evrilmez ise “Evet” için bir kazanç, sonrası kayıp olabilir. Benim okumam, Erdoğan’ın verdiği “Türkiye sahipsiz değil, diz çökmez” mesajının seçmenler nezdinde olumlu karşılığı olduğu şeklinde.

MHP SEÇMENİ 3 PARÇA”

Referandumda “Evet” tarafını seçen MHP’nin tabanı hakkında neler söylersiniz? “Evet”e ikna oldular mı?

Biz, MHP seçmenini 3’e ayırıyoruz. Yüzde 30 civarında seçmen “Evet” diyor. Bir yüzde 30’u, Devlet Bahçeli yönetimi ile problemli olan muhalif grubu destekliyor ve “Hayır” cephesinde. Diğer seçmen ise, ortada. Referanduma kadar olan süreçte hangi kesim bu ortadaki kitleyi ikna ederse ona göre pozisyon alacaklar. Bizim bu kitlenin yarı yarıya bölüneceği beklentimiz var.

SİYASİ KULİSLERE GÖRE; AK PARTİ GENEL MERKEZİNE GELEN ANKET SONUÇLARI

Öte yandan, Hürriyet yazarı Murat Yetkin de bugünkü yazısında referandum sonuçlarında oluşabilecek evet-hayır tablosuna ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. Yetkin, özellikle AK Parti kampanyalarına değinerek, AK Parti Gençlik Kolları’nın ülke çapında milyonlarca genç seçmene gönderdiği mektup örneğiyle ve AK Parti’nin referandum kampanyalarında Mustafa Kemal Atatürk vurgusunun ön plana çıkmaya başladığına dikkat çekti.

“ATATÜRK YAŞASAYDI EVET DERDİ” ÇIKIŞI VE AK PARTİ KAMPANYALARINDA ATATÜRK VURGUSU

Yetkin, “Türkiye’yi siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda yüksek hedeflere ulaştıracak, ülkemizin gücüne güç katacak yeni bir sürecin başındayız” cümlesiyle başlıyan mektubun “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefine, bu [Anayasa] değişikliğine 16 Nisan’da diyeceğiniz “Evet” ile yeni bir heyecanla ve daha büyük sorumluluklarla sahip çıkmanızı istiyorum” cümlesiyle bittiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Mart akşamı Habertürk televizyonundaki canlı mülakatında “Atatürk yaşasaydı 2evet’ derdi” sözleriyle aynı zaman dilimine denk geldiğini ifade etti.

O gün Alman Bild gazetesi, hem Almanca, hem Türkçe başlıkla “Atatürk olsa hayır derdi” manşetiyle çıkmıştı.

“AK PARTİ’NİN EVET KAMPANYASINDA ATATÜRK’Ü ÖN PLANA ÇIKARDIĞINI GÖRÜYORUZ”

Yetkin “Yakın zamana dek ne Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne AK Parti ileri gelenleri, söz etme gereği olduğunda Atatürk yerine Gazi Mustafa Kemal demeyi tercih ederlerdi. (Doğrusu Yıldırım bu eğilimin dışındaydı.) Bunun bir nedeni soyadı kanunu çıktığında Mustafa Kemal’in aldığı Atatürk soyadını İslami-muhafazakâr kesimin bir sıfat olarak kabullenmedeki güçlük olabilir. Bir diğer nedeni İslami-muhafazakâr kesimin Atatürk’ün istiklal savaşıyla işgalcileri def etme önderliğini takdir ederken, Osmanlı hanedanı ve hilafeti bitirip, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran laik sisteme geçişini kabullenmekte çektikleri güçlük olabilir. Gelinen noktada AK Parti’nin “Evet” kampanyasına Atatürk’ü dayanak yaptığını, onun söz ve hedeflerine başvurduğunu görüyoruz” diyerek AK Parti’nin ‘evet’ kampanyasında Atatürk’ü ön plana çıkardığını yazdı.

“Sandığa şurada 18 gün kala AK Parti kampanyasında benzeri başka değişiklikler de göze çarpıyor” diyen Yetkiğn şöyle devam etti:

-AK Parti Genel Merkezine yeni anket sonuçları geldikçe “evet” kampanyasının biçim değiştirdiğine tanık oluyoruz.

-Siyasi kulise yansıdığı kadarıyla “Evet” oyları İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de önde görünüyor. Seçim olsa tulum çıkaracak kadar… Ama bu seçim değil. AK Partinin yüksek oy oranlarına sahip olduğu o bölgelerde nüfus o kadar yüksek değil.

-Nüfus batıda ve büyük şehirlerde…Mesela ülkenin 80 milyonluk nüfusunun neredeyse beşte biri İstanbul ve civarında yaşıyor.

-Resmen açıklanmasa da AK Parti’ye gelen anketlerde İstanbul’un yanı sıra, Ankara, İzmir gibi yüksek nüfuslu şehirlerde “Evet” oylarının “Hayır” oylarını geride bırakmakta zorlandığı görülüyor, kuliste konuşulana göre.

-Bu durum AK Parti’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın geride kalan günlerde kampanya yoğunluğunu büyük şehirlere vermesine ve büyük şehirlerde izlediği kampanya çizgisini yumuşatmasına neden olabilir.

-Yüksek sesle verilen mesajlar belki Anadolu’nun nispeten küçük şehirlerinde yankı buluyor ama büyük şehirler çatışma söyleminden kaçınıyor artık.

Andy-Ar Araştırma Şirket Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Acar  15 Temmuz Kalkışmasından sonra yaptığı açıklamada  Evetçilerin Açık Ara Öne Geçtiğini açıklamıştı

Andy-Ar araştırma şirketinin sahibi Faruk Acar, 15 Temmuz sonrasında, başkanlık sistemi yanlılarının açık ara öne geçtiğini söyledi.

Acar, başkanlığa destek oranının yüzde 35’lerden yüzde 42’ye çıktığını, karşı olanlarınsa yüzde 55-60 bandından yüzde 38-40’a gerilediğini söyledi. Acar’a göre oy vermeyi düşünmeyenler bir tarafa bırakılırsa yüzde 10’luk bir kitle gri alana geçti ve ikna edilmeyi bekliyor.
Andy-Ar Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Acar, hem araştırmacı hem de siyasi analiz yapan bir isim. ‘Milli Görüş’ geleneğini savunan bir aileden gelen ve İmam Hatip Lisesi mezunu olan Acar, milliyetçi, muhafazakâr dünyanın halet-i ruhiyesini de yakından takip ediyor.

Andy-Ar, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, darbe gecesi sokağa çıkanların siyasi eğilimlerini ortaya çıkaran bir araştırmaya imza attı. Acar, “ekibinin hep sahada” olduğunu söylüyor.

Al Jazeera’ye konuşan Faruk Acar, başkanlık sistemi konusunda elde ettikleri yeni bulguyu paylaştı. Acar, ilk defa başkanlık sistemi taraftarlarının, başkanlık sistemi karşıtlarının önüne geçtiğini söyledi. Acar’a göre bunun nedeni 15 Temmuz darbe girişimi. Acar darbe girişimi ardından gri alanlar oluştuğunu da söylüyor.

“15 TEMMUZ’DAN SONRA BAHÇELİ LİDERLİĞİNİ PEKİŞTİRDİ”

*Sizce MHP lideri Devlet Bahçeli neden başkanlık sistemi için bir referanduma gidilmesine yeşil ışık yaktı?

Burada Devlet Bahçeli’nin ne dediğini iyi okumak gerekli. Bahçeli’nin sözlerinde “Başkanlığa evet” gibi bir ifade yok. Sadece “Bunu halka götürelim” diyor. MHP, 15 Temmuz öncesinde kendi içinde ciddi bir tartışma yaşadı. Bahçeli’nin liderliği tartışıldı. 15 Temmuz, Bahçeli’nin yerini sağlamlaştırdığı ve MHP’deki bu değişimin artık imkansıza döndüğü bir süreci de beraberinde getirdi. Fakat bence daha önemlisi “Yenikapı Ruhu” olarak adlandırılan birliğin devamlılığını sağlaması, seçmenler nezdinde büyük bir beğeni topladı. Hem kendi seçmeni hem de AK Parti seçmeni nezdindeki bu beğeni, Bahçeli’ye bir motivasyon getirdi.

* Devlet Bahçeli’ye olan bu beğeninin araştırmalarınızda oy artışına dönüştüğünü gözlemlediniz mi?

Sahadan gelen veriler MHP’nin bir yükseliş trendinde olduğunu gösteriyor. Bu yükseliş şu anda onu anamuhalefet yapacak düzeyde değil. Radikal bir yükselişten bahsetmiyoruz, birkaç puanlık bir yükseliş var. 15 Temmuz’dan önce MHP kendi içindeki tartışmalar nedeniyle barajın altına geçmişti. Bugün rahatlıkla barajın üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. 15 Temmuz’dan sonra Devlet Bahçeli kendi liderliğini pekiştirdi. Unutmayalım 15 Temmuz gecesi ve sonraki Demokrasi Nöbetlerinde ciddi bir kesim ülkücülerden oluşuyordu. Bugün bu söylemin değişimin nedenlerinden biri Bahçeli’nin “Yenikapı Ruhu”na bağlılık gösteren ve halka göre siyaset yapan bir lider olması. 15 Temmuz’un gerçeklerinden biri de liderin yön verdiği, işaret ettiği, arkasından seçmenin geldiği dönemin sona erdirmesidir. Bugün halkın söylemiyle liderin pozisyon alacağı bir durumun varlığını okumak gerekiyor. Bence Bahçeli de bunu okudu. Liderler ekrandan çağrılar yapsalar da darbeyi engelleyen, gazi olan, şehit veren halkın kendisiydi. Halk bugün siyasete karşı gücünü ortaya koyan bir fırsat yakaladı.

“BAHÇELİ SAFDIŞI KALMAK YERİNE YÖN VEREN OLMAK İSTEDİ”

* MHP’nin başkanlığın oylanacağı referanduma gidişe ‘onay’ verip referandumda ‘hayır’ demesinin handikapları yok mu? 15 Temmuz sonrası Erdoğan’a MHP tabanında bir sempatinin oluştuğu sır değil. Bir de Cumhurbaşkanlığı seçimimi hatırlarsak MHP’nin kalelerinde Erdoğan birinci çıkmıştı. Devlet Bahçeli “başkanlığa hayır” konusunda kendi tabanını ikna edebilir mi sizce?

Türkiye’de sistem değişikliğinin zorunluluğu 15 Temmuz’dan sonra kendini göstermiş oldu. Artık başkanlık sistemi kamuoyunda daha anlamlı bir şekilde tartışılıyor. 15 Temmuz öncesinde Erdoğan karşıtlığı ve Erdoğan taraftarlığı üzerinden bir kamuoyu söz konusuydu. 15 Temmuz sonrasında Erdoğan’ın liderlik noktasında diğer seçmenlerce de kabulü bu alanda Erdoğan’ın önünü açtı. Devlet Bahçeli bir değişim yaşanacağını gördü ve saf dışı kalmak yerine yön veren olmak istedi. Siyaseten de mantıklı bir iş yaptı. Saf dışı kalıp kendisi dışında gelişmeler yaşanacağına sürecin başını çeken aktör oldu.

“AK PARTİ, BAHÇELİ’NİN İTİRAZ ETMEYECEĞİ ÖNERİ İLE GELECEK”

* Aktörlüğü referanduma götürmesi ile sınırlı olmayacak mı? Bu da bir baş rol değil sonuçta değil mi?

Ben Bahçeli’nin AK Parti’ye “Çalışıp getirsinler, Meclis’te görelim, halka gidip soralım o halde” demesinden AK Parti’nin MHP’nin karşı çıkmayacağı bir teklif getireceği kanaatini edindim. AK Parti’nin Anayasa değişikliği önerileri, MHP’nin hassasiyetlerini korursa, MHP’nin başkanlığı desteklemesi bile söz konusu olabilir. Güçlü bir ”checks and balances” (denge ve denetleme) sistemi olur ve MHP ikna olursa tabanına “Bizim sayemizde değişiklik oldu, istediğimizi yaptırdık, diktatörlük olmayacak, bu nedenle hayırdan vazgeçtik” de diyebilir.

Bahçeli “Engel olamıyorsam bari belirleyici” olayım stratejisi izliyor. Benim izlenimim bu hassasiyeti AK Parti de görüyor. Bence AK Parti, Bahçeli’nin itiraz etmeyeceği bir öneri ile gelecek. Bahçeli’nin Başkanlık için çıkıp oy istemeyeceği ama yüksek sesle hayır demeyeceğini de öngörmek mümkün.

* MHP ve Ülkücü Hareket okumalarında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, hem 15 Temmuz öncesinde hem de sonrasındaki “milliliğe” vurgu yapan söylemleri nedeniyle söz konusu kesimleri etkilediği ve kendine çektiği yorumları da var. Bu yorumlar sizce doğru olabilir mi?

Tabii bizim son yıllarda bir ezberimiz oluştu. O da şu: Sempati eşittir oy şeklinde. Artık bu ezberleri kıran bir dönem başladı. Özellikle Gezi Olayları sonrasında Türkiye’de bir gri alan kalmadı, hatlar netleşti. Dolayısıyla bir havuz oluşamadı. Oydan daha kıymetli olanı aslında bir kredibilite alanının var olması. AK Parti’nin oyu yüzde 50 olsun, sempati ile yaklaşanların oranı yüzde 20 ise bu olumlu bir durumdur. AK Parti’nin oyu yüzde 60, karşıt kitlesinin de oyu yüzde 40 düzeyindeyse bu olumsuz bir durumdur. Son yıllarda liderlerin okuma yapması gereken konu bu iken liderler sadece bu durumu oya dönüştürmek için çaba sarfettiler.

“GRİ ALANLAR OLUŞTU”

* 15 Temmuz’dan sonra gri alanlar mı oluştu?

Şu anda gri alanlar olduğunu yaptığımız araştırmalar bize gösteriyor. Yüzde 50-50 artık bozuldu. Çünkü o gece herkes şu soruyu sordu? “Acaba 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında bu ülkede önderlik eden ‘X’ bir kişi olsaydı ne olurdu?” Bu soru zihinlerde cevaplandı. Yüzde 70 dolayında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasaydı bu darbenin bu kalkışmanın sonuç alacağı” sonucuna varıldı. Buradaki popülarite ve beğeni Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde karşılık buldu. Bu son yıllarda AK Parti ve doğal lideri için çok önemli bir gelişme diyebiliriz. 15 Temmuz öncesinde ya aşkla bağlanılan ya da nefret edilen bir lider vardı. Oysa bugün gri alanlar oluştu. Yaptığımız araştırmalar bize gösteriyor ki Erdoğan’a oy vermeyecek ama ona nefretle bakmayan bir ciddi bir kitle oluştu.

* Türkiye’de başkanlık sistemi tartışması devamlı “Erdoğan’a evet” veya “Erdoğan’a hayır” zemininde tartışıldı, tartışılıyor. Şimdi bir sürece girdik. Bu söylediğinizin dışında bir başkanlık sistemi tartışması mümkün mü?

Bunun dışına çıkılıp çıkılmayacağı AK Parti’nin durumu nasıl idare edeceği ile ilgili. Çünkü bugün AK Parti’de, Başbakan’ın da, en basit parti teşkilâtı üyesinin de başkanlığın içeriğine dair hiç bir bilgisi yok. Destekliyorlar çünkü Erdoğan’ı başkan olarak görmek istiyorlar. Karşı çıkan da neye karşı çıktığını bilmiyor, “Erdoğan zaten diktatör, diktatörlüğünü pekiştirecek” diye karşı çıkıyor.

“AK PARTİ SİSTEMİ TARTIŞTIRIRSA REFERANDUMDAN EVET ÇIKABİLİR”

* Bu yaklaşımların dışına çıkması zor değil mi?

Evet zor fakat bugün Devlet Bahçeli’nin konuyu kamuoyunun dikkatine açmasıyla birlikte aslında Türkiye’nin önüne bir fırsat da geldi. Türkiye ilk kez sistemi tartışabilir. AK Parti’nin önce kendi seçmenlerine ve siyasetçilerine konuyu tam olarak anlatabilmesi gerekiyor. Sadece Cuhurbaşkanı ve etrafı bilgi sahibi olduğu sürece tartışma Erdoğan’a destek ve karşıtlık olarak kalacak. Bugün konu Erdoğan üzerinden tartışıldığında destek yüzde 40 ile 45 arasında. Oysa bugün Erdoğan’ı lider olarak görenlerin oranı yüzde 70’lerde. Dolayısıyla buradan oy alabilmek ancak sistem tartışmasını açmakla mümkün. Yine 15 Temmuz öncesindeki gibi ele almak AK Parti açısından mantıklı değil. AK Parti sistemi tartıştırırsa, konunun Erdoğan sonrası için de önemli olduğuna kamuoyunu ikna ederse Cumhurbaşkanlığı seçiminden daha yüksek bir oranda başkanlık referandumu sonuçlanabilir. Çünkü 15 Temmuz öncesinde AK Parti içinde de Başkanlık sistemine karşı ciddi bir kitle vardı, şimdi bunlar blok olarak evet diyecek. Sistem iyi anlatılırsa bahsettiğim gri alandan da destek gelir ve referandumdan evet çıkabilir.

“BAŞKANLIĞA EVET DİYENLER İLK KEZ ÖNE GEÇTİ”

* 1 Kasım seçimleri sonrasında yaptığımız mülâkatta başkanlık sistemine onayın yüzde 35 olduğundan bahsetmiştiniz. Bu konu üzerine sık sık araştırmalar yaptığınızı biliyorum. 15 Temmuz sonrası verileri ne diyor?

15 Temmuz sonrasında başkanlığa destek yüzde 40’ın üzerine çıktı. 15 Temmuz öncesinde araştırmalarımızda hep başkanlığa karşı olanların oranı taraftar olanlardan fazlaydı. Bu durum ilk defa değişti. 15 Temmuz öncesinde başkanlığa destek oranı 35-40 bandında seyrederken karşıtlık oranı yüzde 55-60 bandında seyrediyordu. Arada yani benim gri alan olarak tariflediğim yerde kalanların oranı çok düşüktü. Bugünse destek oranı çok büyük bir artış göstermese de karşıtlık oranında ciddi bir düşüş var. Başkanlığa destek oranı yüzde 42 civarında gözüküyor şu anda. Karşıtlık oranı ise yüzde 38-40 bandında. İlk kez başkanlığa olan destek, karşı çıkanların önüne geçti. Arada yüzde 10’luk gri alandaki seçmen belirleyici olacak. Fikri olmayanlar yüzde hesabına konmuyor, zira onların seçime katılmayacağı öngörülüyor. Bu durumda yüzde 10 civarı henüz kararını vermeyen seçmen var. Bu seçmen ikna edilmeyi bekliyor. Kararsızları dağıttığımızda başkanlık sistemi referandumu ucu ucuna geçiyor gibi gözüküyor.

 FARUK ACAR ve ANDY-AR HAKKINDA

İmam Hatip Lisesi, Üniversitede Kamu Yönetimi, Ardından İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü okumaktadır.

Faruk Acar Andy-Ar Araştırma Şirketi Yönetim Kurlu Başkanı olan uzman araştırmacıdır. Andy-Ar Araştırma Şirketi 1995 yılında Faruk Acar tarafından kurulmuştur.

Araştırma şirketinin merkezi İstanbul olup, 35 ilde de temsilcilikleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları İzmir, Ankara, Adana ve Bursa’dır.

Faruk Acar sıfırdan kurduğu araştırma şirketini 15 yılda alanında en iyi şirketler arasına sokmayı başarmıştır. İmam Hatip Lisesi mezunu olan Faruk Acar, üniversite eğitimini Kamu Yönetimi üzerine almıştır. Faruk Acar aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimi almaktadır.

Özellikle siyasi anlamda yaptığı araştırmalarda, tahminlerinin doğru çıkması ile ön plandadır.

AKŞAM GAZETESİ”NİN FARUK ACAR İLE YAPTIĞI SÖYLEŞİ

Faruk ACAR”ın sırları ve pişmanlıkları nelerdir?

Sıfırdan kurduğu şirketini 15 sene gibi kısa bir sürede alanında en iyiler arasına sokmayı başarmış bir isim Faruk Acar. Andy-ar’ın patronunu şimdiye kadar hep siyaset konuşurken gördünüz. Şimdi kendi deyimiyle “sıradan bir adem” olarak soruları yanıtladı. Başarısının sırlarını da anlattı büyük pişmanlıklarını da… İşte kamuoyu araştırması deyince akla ilk gelen isimlerden biriyle, çok özel bir sohbet

Andy-Ar  Araştırma Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Acar, Bursalı dindar bir ailenin yedi çocuğundan biri. İmam Hatip lisesi mezunu ve aynı zamanda hafız. Üniversitede kamu yönetimi okumuş ancak bu ona yetmemiş. Mesleki bir tutku olsa gerek, araştırmacı kimliğini akademik donanımla birleştirme hevesi onu yeniden üniversite sıralarına döndürmüş. Halen İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi.  Evli ve iki çocuk babası olan Faruk Acar’a kendisini tanımlamasını istediğimizde mütevazılığı elden bırakmadan cevap veriyor: “Aslında bu soru nasıl cevaplanmalı bilemiyorum, sıradan bir adem diyelim…” Şimdiye kadar hep soruları soran tarafta olan bu “sıradan adem”e bu sefer soruları biz sıraladık…

ANKETÇİLİKLE BAŞLAYAN BİR AŞKIN ÖYKÜSÜ…

Röportaja ‘Andy-Ar nasıl doğdu, bugünlere nasıl geldi’ diye klasik bir girizgahla başladığımızda Faruk Bey’in heyecanı sözlerine dökülüyor: “ Bugün yine sektörde herkesin bildiği ve Andy-Ar’ın rakiplerinden biri olan şirketlerden birinde ağabeyim aracılığı ile anketörlük yaparak başlamış ve bir daha çıkamadığım aslında çıkmayı hiç istemediğim bu mesleğe giriş yapmış oldum.”

Genç anketçi sektörün merdivenlerinden adeta üçer beşer atlayarak serüvenini sürdürür: “Saha süpervizörlüğü, saha koordinatörlüğü, bilgi işlemde data girişi, rapor hazırlama , yöneticilik vs.gibi aslında araştırmanın her aşamasında bulunduğumu söyleyebilirim. Alaylı bir araştırmacıyım. Araştırmanın soru hazırlanma aşamasından rapor sunumuna kadar her detaya sahip olduğumu söyleyebilirim. Bu konuda iddialıyım çünkü yıllarımı verdim.”

BABA OCAĞINA DÖNÜŞ VE KALFALIK DÖNEMİ

Faruk Acar, bir dönem kaldığı İstanbul’dan eskilerin deyişiyle ‘sıla-ı rahm’e; yani ata toprağı Bursa’ya döner ve ona haklı şöhreti kazandıracak olan Andy-Ar Araştırma Grubu’nu 1999 yılında kurar.  O günleri şöyle özetliyor: “Niyetim Bursa çapında bugünkü Andy-Ar gibi İstanbul’da olan ulusal şirketlerin Bursa saha organizasyonunu taşeron olarak yapmaktı. Her ne kadar taşeron gibi görünse de kendi işimi kurmaya karar vermiştim. Ve bu şekilde bir süre ulusal şirketlerin Bursa sahasını yapmaya devam ettim. Ancak yine İstanbul’da ve ulusal şirketlerde çalışmış olmam ve tecrübem dolayısıyla yaptığım işin yeterli olmadığını düşünerek bölgesel çalışmalar yaparak işimi büyüttüm. Önce Bursa’ya en yakın olan şehir Yalova’yı, sonrasında sırasıyla Balıkesir, Bilecik, Sakarya, Kocaeli derken tüm Marmara’da organizasyonu üstlendim ve zor şarlarda da olsa işimi büyütmeyi başardım.”

ANDY-AR İÇİN MİLAT: 12 EYLÜL REFERANDUMU

Faruk Bey ve grubu için artık sahaya çıkma zamanı gelmiştir.  Bu o kadar kolay değildir ancak başarılar zincirleme gelir: “Bu organizasyonun özgüveni ile direkt müşteri ile proje denemeleri sonrasında ilk olarak 2004 yılında gerçekleşen yerel seçimlerde Andy-Ar’ın Türkiye genelinde kamuoyu önünde değerlendirmeye girmesi için sahaya çıktık ve müşterilerimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız seçim tahminlerimiz oldukça başarılı bir netice ile takdir topladı ve yeni bir dönem başladı. Biliyorsunuz seçim sonrasında araştırma şirketlerinin bir başarı sıralaması oluşur kamuoyu tarafından. Biz de 2004’de  en yakın tahmin eden 4’üncü şirket olmuştuk. Daha sonra 2007 seçim tahminlerimizle üçüncülüğe, 2009 yerel seçimlerinde 2’nciliğe yükseldik. Yükseliş trendimiz gayet başarılıydı ve artık kamuoyunun az çok bildiği bir şirket olmayı başarmıştık ki olağanüstü bir başarı ile 2010 yılında gerçekleşen 12 Eylül referandumu Andy-Ar için yeni bir milat oldu.”

BİRİNCİ, EN YAKIN VE TEK BİLEN OLMAK…

12 Eylül halkoylamasının sonuçları Andy-Ar için deyim yerindeyse ‘şampiyonlar ligi’ne terfi edişinin de başlangıcı olur aynı zamanda. Hikâyenin gerisini Acar’dan dinleyelim: “O seçim Andy-Ar için çok olumlu ve bu Andy-Ar’ın başarısının daha da dikkat çekici olmasını sağladı. İktidar ve bazı küçük muhalefet partilerinin desteklediği ‘evet’ oylarını en yüksek sonucu açıklayan rakibimiz 55 olarak bulmuş ve öngörmüştü. Andy-Ar ise 57.4 ile yani resmi sonuca (57,7) sadece 0,3 sapma ile bildi. Abartmadan söylüyorum; bir dünya rekorudur halen yurtdışında üniversitelerde ders konusu veya tezlere referans gösterilmektedir.”

Kaynak: Al Jazeera, Akşam-Hürriyet- BBC Türkçe-Turkiye Esnaf  Gazetesi

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz