•  
  •  
  •  
  •  
Son Dakika
22 Mart 2019 Cuma


Başkan KAYAS:”İkitelli Kaybettiği İrtifayı ve İtibarı Bir An Önce Yeniden Kazanmalıdır”

12 Mart 2019 Salı, 21:56

İstanbul İkitelli Organize Sanayi Bölgesinin Sanayi Sitelerinden biri olan Cila ve Nikelajcılar Sanayi Sitesi Yönetim Kurulu Başkanı ve AK Parti Başakşehir İlçe Başkanı Sebahatdin Kayas, İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde yapılan İkititelli Osb Kurullarıyla alakalı ve Bölgesel manada yaptığı değerlendirmelerde son derece anlamlı mesajlar içeren açıklamalarda bulundu. 2009 yılında Başakşehir”in ilçe olmasından beri AK Parti Başakşehir Teşkilatında bir çok görevlerde bulunan Başkan Sebahatdin Kayas Başakşehir Belediyesi AK Parti Meclis üyeliği, AK Parti Başakşehir Belediye Başkan Yardımcılığı görevlerinin yanında İkitelli Osb Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde de bulundu.Şu anda AK Parti Başakşehir İlçe Başkanlık görevinin yanında İkitelli”nin nadide Sanayi Sitelerinden biri olan Cila ve Nikelajcılar Sanayi Sitesi Yönetim Kurulu Başkanlığı”nıda yapıyor.İkitelli Organize Sanayi Bölgesini yakından tanıyan Sebahatdin Kayas, iş adamı ve siyasi kimliği ile hem İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde ki yapılan genel kurulları, bölgede yaşananları, bölgede olması gerekenleri, hem de Başakşehir İlçesinde ki Seçim süreciyle alakalı açıklamalarda bulundu. Başkan Sebahatdin Kayas Turkiye Esnaf Gazetesi”ne yaptığı değerlendirmede, İkitelli Osb”nin kaybettiği irtifayı ve itibarını en acil şekilde yeniden kazanması gerektiğinin altını çizerek yaptığı konuşmalarda son derece önemli açıklamalarda bulundu.Başkan Sebahatdin Kayas şunları söyledi:

-Sayın Kayas İkitelli Osb beklenen genel kurulunu yaptı. Yapılan genel kurulu, diğer kurulları ve bölgenin aradığı birlik beraberlik adına yapılan çalışmaların şekillenen genel kurul sonucuyla alakalı neler söylemek istersiniz?

 

NE HİKMET İSE SON ANDA HER ŞEY YİNE TUZLA BUZ EDİLDİ

 

-Elbette…Öncelikle yapılan olağan genel kurulun ülkemize, bölgemize ve İkitelli Organize Sanayi Bölgesine hayırlara vesile olmasını dileyerek sözlerime başlamak isterim.Sizlerin de yakından takip edip bildiğiniz gibi bizim başından beri bu bölge için bakışımızı, yaklaşımımızı,bölge adına duruşumuzu bilirsiniz. Bölge için benim yıllardır arzu edip çaba gösterdiğim şu olmuştur. Bizim hep ana gayemiz bu bölgede kalıcı bir istikrarın oluşması yönündedir.Bu yönde sürekli bir çaba harcadık. Bu çabalar doğrultusunda bir dizi görüşmeler, istişareler, toplantılar yapılmıştır. Bu görüşme, istişare ve toplantı buluşmalarımızda hep İkitelli Osb”nin istikrarlı bir yönetime kavuşturulması yönünde görüşmeler, söylevler dile getirilip, bu konuyla alakalı da söz üzerinde bir konsensüs oluşturularak bu doğrultuda kararların alınacağı deklare ile bu kurula gidilmiştir. Bütün amaç bölgemizin yönetiminde oluşacak olan yönetimin bölgeyi kucaklayan bir yönetimi belirlemekti. Bunun içinde defalarca toplantılar yapıldı. Yapılan bu toplantıların hemen hemen hepsinde de katılımcılar bölgenin bir an önce beklenen huzura, birliğe, beraberliğe kavuşturulmasıyla alakalı konuşmalar yapıldı. Bu yönde ne varsa her şey dile getirildi, söylendi.Ne var ki bu yapılan toplantılarda, oluşturulduğu belirtilen konsensüsler son anda bir kez daha tuzla buz oldu.Toplantılarda konuşulanlara uyulmadı. Bu şekilde sizlerinde takip ettiğiniz bir genel kurul yapıldı. Biz başından beni ne dediysek, ne söylediysek, neyi savunduysak, bu sözlerimizin sürekli olarak arkasında durduk. Bizim ile birlikte olan arkadaşlarımızla da hep yan yana olduk. Ben sizlerinde bildiği gibi Müteşebbis Heyet döneminden beri hep ayanı şeyleri savundum. Ama maalesef ki belli bir takım çevre ve arkadaşlar tarafından  hep provake edildim,edildik.

 

27 Şubat 2019 günü yapılan son genel kurulda da aynı manada aynı amaç için çok ciddi emek ve efor sarf ektik ve ben bu yeni oluşum için de şunu da ısrarla ifade ettim.Bu süreçte yapılacak birliktelik için fedakarlık anlamında ne gerekiyorsa buna hazırız ama bu konuda bölgede bulunan her kes de elini bu taşın altına koymalıdır dedim ve de bu yönde nasıl bir mücadele edilmesi gerekiyorsa o yönde de gereken mücadelemizi yaptık. Genel kurulun yapılacağı son haftaya kadar da arkadaşlarımızla bu meyanda sürekli görüşmeler yaptık.Bu görüşme, toplantı ve istişareler doğrultusunda mutabık kaldığımız bir çok noktada buluştuk. Ama bu son haftaya gelindiğinde yine geçmişten gelen aynı gelişmeler ve senaryolar devreye girmeye başladı. Bana göre de hiç tasvip etmediğim geçmişin o aynı senaryoları tekrar oynanmaya başlaması çok can sıkıcı oldu.Ne olduysa da bir anda hayır kardeşim o şekilde olmuyoruz denilerek son anda bunlar gelişti.

Bir kez daha eskilerin canlandığı bir atmosfer ile yapılan bu son genel kurul seçimine gidildi. Hal böyle olunca da biz de madem bu böyle oluyor o halde biz de kendi ekibimizi kurarız dedik. Bunlar orada son anda oluşan meselelerdir. Şunu çok açık bir şekilde ifade edeyim ki ben bu dönem asla yönetime girmeyi düşünmedim.

Çünkü benim görevlerim açısından belli yoğunluğum var, belli işlerimiz var ve bir seçim süreci içindeyiz. Sadece bölge adına arkadaşlarımız ile ortak hareket edelim kararını aldık.Bakın yapılan toplantılarda, istişarelerde ki o sözü edilen birlik beraberlik doğrultusunda yapılan söylevler tutulsaydı o sözü edilen konsensüse uyulsaydı biz de oraya tam destek verecektik. Orada bir anda dışarıda görüşülenlerin aksine ayrı liste yapalım dendi ve böyle bir karar ortaya çıktı. Biz de o anda kendi hazırlığımızı yaptık ve o şekilde bir süreç ile seçime gidildi.Sizlerde takip ettiniz orada ayrı ayrı listelere rağmen liste birleştirmelerine ve tek liste konsensüsüne gidildi. Orada ki tavrım belliydi.Öncesinde çok farklı şeyler olmuştu. Ben bir kez daha böyle bir oluşuma da karşı çıktım ve kabul etmedim. Çünkü bu kadar kulise, bu kadar görüşmeye, bu kadar istişareye rağmen yine işler orada bir anda son dakika gölü şeklinde bu duruma gelmişse de buyurun yarışalım, yarışı kim kazanırsa o seçilsin sürecini savunarak hareket ettik. Yani biz orada o son dakika da ya şuradan 3 kişi ver de anlaşalım gibi yaklaşalım, bu gibi tekliflerde asla bulunmadık. Çünkü bunlar etik olmayan davranışlardır. Biz orada net ve açık şekilde madem bir ortaklık olacak ise 5 te 5 olmalıdır diye direttim. Listeler böyle de yazıldı.Listeler birleştirildi ve bu şekilde seçime gidildi. Tekrar ediyorum. Bu genel kurul ile ortaya çıkan sonuç inşallah bölgemize hayırlı olur. Ama devamında ki yapılan konuşmalar hiç hoş şeyler değildi.Çünkü yapılan genel kurulda şu ifade kullanıldı. Biri Başkan Biri de Başkan Vekili denildi.

Hayırlı olsun. Ancak nerede kaldı o birlik beraberlik anlayışı. Orada olmaması gereken farklı davranış ve gelişmeler oluştu.Hepsi bizim ağabeylerimiz, arkadaşlarımız. Bizim orada hiç kimseye hiç bir şeyimiz yok. Ama tüm görüşme ve istişarelere rağmen orada yapılan eğlemde kurul öncesinde verilen sözlere uyulmadı. Bunu çok açık ve net olarak söylüyorum ki bu durumu çok etik bir davranış olarak görmüyorum.

Ama bir seçim oldu. Bu seçilen arkadaşlarımıza ve bölgemize hayırlı uğurlu olsun. Netice itibariyle bir genel kurul yapıldı ve sonuçlandı. Bu arkadaşlarımızın hepsi de bölgemizin insanları ve inşallah bölgemizin hayrına yapılması gereken işleri uyum içerisinde yaparlar, iş ve işlemlerde sıkıntı çıkmadığı sürece de bizler yanlarında olacağız.

Biz bu İkitelli”de başından beri birlik beraberliği isteyen kişileriz. Dolayısıyla ikitelli de ki anayiciye, İkitelli de ki üreticiye, ikitelli organize sanayi bölgesi içinde bulunan esnafa bölgenin hayrına olan, bu yönde hayırlı proje oluşturan her türlü oluşumun hep yanında olduk, yine de yanında olacağız. Bu konuda hiç kimsenin hiçbir kuşkusu da olmasın. Ama hala ayak oyunlarıyla, başka başka manevralara ile hareket edilmesi de bu bölge adına asla hoş olmayan şeylerdir.

-2009 Yılından beri Başakşehir”de AK Parti Teşkilatı içinde ve AK Partinin belli kademelerinde belli görevlerde bulunmuş bir isim olarak bölgede sanayi ile siyasetin nasıl olması gerektiği noktasında neler söylemek istersiniz?

-Siyaset çok farklı, çok değişik bir alan. Çok hassas, çok nadide ve çok hesapları içinde barındıran son derece de hassas dengelere dayanan bir hizmet alanı. Birilerine nasip olanlar, bir başkalarına nasip olmayabiliyor. Hal böyle olunca da bölgemizin içinde ki arkadaşlarımızın siyaset alanıyla ilgili farklı farklı görüş, düşünce ve siyasetlerinin de olması çok normal olan bir şeydir.Normal olmayan ve anormal olan bu farklılıkların içinde adil yarış yapma yerine sinsi ayak oyunları ile hareket edilmesidir.Çünkü siyasetin kapsama alanı görecelidir. Her şey zaman içinde kaydedilir,bir zaman geldiğinde de o kaydedilenler iyisiyle kötüsüyle ortaya dökülür. Yani güneşi balçık ile sıvayamazsınız. Siyaset böyle bir güzelliğe de sahiptir. Bunun içinde ağır sorumluluk ve mesuliyeti olan bir alan, bir o kadar da bana göre kutsal bir hizmet alanıdır.Bana göre siyaset budur.Dolayısıyla bazı arkadaşlarımızın bilinç altında olan kötü çabaları da olabilir. Ama biz AK Parti olarak ve İktidar Partisi olarak ve  böyle bir İktidar Partisi”ninde Başakşehir İlçe Başkanıyım ki, bu bölgeden biri olan kimliğimi hiçbir zaman hiç kimseden saklamadım. Hiçbir zaman siyasi kimliğimi gizlemeden de AK Partili olduğumun altını çizerek söyledim, savundum, savunmaya da devam eden siyasi bir kişiliğimle de AK Parti”nin Başakşehir ilçe yapılanmasında, Belediye Meclis Üyeliğinde, Belediye Başkan Yardımcılığında ve nihayet AK Parti Başakşehir İlçe Başkanlığı görevlerine layık görüldüm. Bunlar hiç de kolay işler değildir ve bu siyasi kimliğim ile de siyasetime hem de bölgeme elimden gelen hizmetleri eksiksiz verilmesine çaba gösterdim, gösteriyorum. Biz o şu bu demeden olması gerekenlerin yerine getirilmesinde taviz vermeden hizmet etmeye devam etmeyi ilke edinmişiz. Bu kimlik, bu anlayış içinde de İkitelli Organize Sanayi Bölesi içinde ben de varım. Ama İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde ki iş ve işlemlere burada ki yönetimsel yapılanma içinde asla siyasi olarak yaklaşmadım, asla siyasi olarak hareket etmedim, asla da bunu düşünmedim. Bölgenin hayrına olan ve buradaki katılımcıların da talebi ne ise o meyanda hizmet etmeye özen gösterdim.  AK Parti Başakşehir Belediyesi Meclis Üyesi iken de Başakşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı iken de ve şimdi AK Parti Başakşehir İlçe Başkanı olarak da bu bölgeye hizmet etme ve bölgeye hizmet getirme adına her türlü manada çaba gösterdim, göstermeye devam ediyorum. Bana göre siyaset bir hizmet yarışıdır.Ama arkadaşlarımızın bazıları siyaseti bir hesaplaşma, ötekileştirme, berikileştirme veya ne bileyim işte  ya da bir rövanş çabaları hesabıyla görüp, böyle bir yaklaşım ile hareket ve davranışları da olabilir. Şunu da ifade edeyim ki şimdiye kadar tarafıma bu yönde aleni ve açıktan hiçbir şey yapılmamıştır, şayet bundan sonra böyle bir eğilim söz konusu olursa da sıkıntı yok ben bu alanla ilgili de mücadelemi veririm, hem de açıktan yaparım bunu. Bölge bizim, şimdilik bunun gibi bir bölgemiz de yok. Hepimiz buradayız, burada olmak zorundayız. Bu bilinç ve anlayış ile de hepimizin sağ duyu ile hareket etmemiz gerekiyor. Ben siyasetin yani AK Partinin o ateşten gömleğini giyerken de bunların hepsine hazır olduğum için giydim ve siyasi tercilimi de bu şekilde yaptım. Yeter ki niyetler güzel olsun, olması gerekenler için açık aleni hareket edilsin. Ayrıca şunu da ifade edeyim ki bizim bireyler ile işimiz yok. Çünkü biz AK Parti olarak Millet Ne diyor ise onu yapıyoruz. Biz Siyaseti Millet ile Halk ile Hak ile yapıyoruz. Hiç kimseye karşı art niyetle, sinsice, gizlice, arkadan veya Bizans Oyunları ile hareket etmemiz söz konusu olmaz, olamaz. Şayet arkadaşlarımız bölgede bana veya AK Partiye karşı bir siyasi hamle, manevra, ya da açık veya gizliden siyasi manevra yapmak isterlerse de buna da hazırız. Ben özetle şunu söylemek isterim. Şayet tarafıma siyasi savaş açmak isteyen, ya da açmış olan arkadaşlarımız eğer mertlerse, eğer adam gibi adamlarsa buyursunlar ortaya çıksınlar açıktan bir siyasi kimliğe bürünsünler ve açıklanan kimlikleriyle hodri meydan diyebilsinler. O zaman amenna ve  zaman bizde bu durumun gerektirdiği hal ve koşulları içinde hareket ederiz.Ayrıca bölgede benim gibi siyaset içinde olan arkadaşlarımız da vardır. Bu arkadaşlarımla da benim İkitelli Organize Sanayi Bölgesinin ortak paydalarında asla hiç bir problemim olmamıştır. Burada bu arkadaşlar ile de arkadaşız. En iyi dostlarım olanlarda var. Ama dışarı da siyaset yaparken de siyasi rakiplerimdirler. Bu durum çok farklı bir meseledir. Bu arkadaşlarımızla bir hasım değil, sadece siyasi rakipleriz.Farklı siyasetten olan arkadaşlarımız da sadece ve sadece siyasi rakip olurlar.  Dolayısıyla ben bu tarz arkadaşlar ile siyasi arenada farklı şekillerde hareket ederim. Ancak siyasetimizin ve davamızın da her zaman savunucusuyuz. Tabi ki inandığımız değerler etrafında siyaset yapacağız. Ama İkitelli Organize Sanayi Bölgesini mutlaka ve mutlaka siyasetin içine asla çekmemeliyiz,çektirmemeliyiz ve çektirmeyeceğiz. Burası insanların iş ve aş ürettiği yerlerdir. Burada her inançtan, her anlayıştan, her siyasi görüşten, hatta her milliyetten insanlar var ve onlarda burada var olacaklardır. Bunun için de burada ki siyasi duruş ve anlayış da bu bölgeye hizmet odaklı olmalıdır. İkitelli Organize Sanayi Bölgesini veya İkitelli Osb yi her hangi bir siyasetin merkezi haline getirmek için mücadele edilmemelidir. Biz AK Parti olarak bu anlayışla da bu bölgeye bakıyor, bunun içinde mücadele ediyoruz. Eğer biz burada açıktan aleni siyasi bir oluşum, yapılaşma görürsek biz de o zaman burasıyla alakalı siyasi kimlik ile davranmak ve hareket etmek mecburiyetinde kalırız. Burada bunlara asla gerek yok. Bizlerin ana gayesi burada ki sanayicimizin, üreticimizin, ihracatcımızın, esnafımızın ve halkamızın hizmetinde olmaktır. Biz de bunun için burada varız. Yoksa burada siyasi yapılarla, siyasi kimliklerle, siyasi sahipler ile birbirlerimize yaklaşırsak, bir sürü çözülmesi gereken sorunları olan İkitelli Organize Sanayi Bölgesini daha da içinden çıkılmaz bir duruma getirilmiş olur, getirilir. Biz AK Parti siyasi anlayışı ile buraya asla yaklaşmadık, başka bir siyasinin de ya da siyasetin de buraya aleni şekilde yaklaşmasına asla sessiz ve tepkisiz kalmayız, kalamayız. Bizim niyetimiz burayı sorunlarla, kavgalarla, gereksiz sürtüşmelerle zaman kaybeden yer olmak değil, bizim niyetimiz burayı daha güzel, daha huzurlu, daha bilindik, daha prestijli daha etik ve daha güçlü bir bölge haline getirilmesi yönündedir.Bizim de istediğimiz budur.  

Yani İkitelli Organize Sanayi Bölgesini yani böyle ayak oyunlarıyla yaşadığımız şekliyle de dibe vurdurmak, adıyla alakalı irtifa kaybı yaşatmak çok kötü bir alışkanlık, inşallah bölgemiz bundan kurtulur, bazı kişilerde bu tutum ve davranışlarından vazgeçerler. Çünkü İkitelli Organize Sanayi Bölgesi Türkiye”nin en gözde Organize Sanayi Bölgesi olmasına rağmen maalesef Türkiye ölçeğinde de çok fazla karşılığı kalmadı. Bir çok alanda çok ciddi irtifa kaybı yaşadı. Bunlar niye oldu. Bölgede olanlar, bölge için çok mu gerekliydi. Özellikle de burada ki idari krizler ve devamında yaşanılan olaylar, bu olaylar ile takınılan tutum ve davranışlar olmalı mıydı?Bunlar bu bölgede yaşanmalı mıydı?

 

-Sayın Kayas yıllardır bu bölgedesiniz. Bölge bu olan bitenler ile kendi ile yüzleşebildi mi, gereken dersi çıkarabildi mi?

-Bakın dikkat ederseniz ben bir çok konuda çok hassas duran, sakin duran, hızlı kararlar alınmasına karşı çıkan bir kimlik ile buradayım. Ayrıca burada sorumluluk ve mesüliyetlerim gereği de çok doğru hareket etmekle yükümlü birisi olarak duruşumu sürekli korudum, koruyorum. Sizlerde bunu buranın en eski gazetecilerinden birisi olarak yakınen görüyor,yaşıyor ve takip ediyorsunuz. Sizde o olağanüstü kurulda da vardınız. Orada yaptığım konuşmamı hatırlarsanız. Şunu söyledim. Bakın burada sizler bu tarz bir durum ile bölge adına kötü bir geleneği başlatıyorsunuz. Bunu orada altını çize çize söyledim. Gelin bunu yapmayın. Şayet bunu yaparsanız, bu işin bu bölgede sonu gelmez. Bunun da sonu gelmeyecek ve İkitelli”yi Kaosa sürüklemeyin ve İkitelli kaosa gidiyor ve bunu da en kısa zamanda göreceğiz demiştim. Ne oldu. Olağanüstü kurulun ardından daha üç gün geçmeden Bölge Başkanlığı”ndaki Evrak Kasaları patlatıldı. Neler oldu, neler oldu.Bunlar bu bölgenin adına yakışmayan hiç de hoş olmayan şeyler oldu, olaylar yaşandı. Bununla birlikte de ikitelli başka başka tartışmaların içine sürüklendi. En acı olan da o olağanüstü genel kurul ile bu kurul arasında ki süreçte İkitelli osb bir karanlığa terk edildi, bölge adına olan bir kurumda bölgenin ihtiyaçlarına yönelik hiçbir karar alınamadı. Yapılması gereken iş ve işlemler adeta donduruldu ve nihayetinde de işte yine zoraki bir genel kurula gidildi.

Tekrar ediyorum. Bölgeye bu genel kurulun hayırlı olmasını içten temenni ediyorum. Ancak, biz bu alışkanlıklarımızdan vazgeçmezsek. Olanlar oldu, unutuldu, bir daha olmaz diye temenni etmek ve inanmak istiyorum. İki liste ile birleştirilen ve yönetime de 11 kişi seçilen bir bölgede umarım tekrar o kötü gelişmeler yaşanmasın.Ama görünen o dur ki bu da bir geçici süreçtir. Bu da şu dur ki burada sürekli istemediğimiz o kötü şeyler burada yine devam edecek gibi hala bir sorun olarak duruyor ve mevcut durum ile de öyle de görülüyor. Tabi ki de bu da bölge adına hala hoş bir şey değil.

 

BU BÖLGE ÖNCELİKLE KAYBETTİĞİ İTİBARINA KAVUŞTURULMALIDIR

 

-Bu konuyu biraz daha detaylandırır mısınız?

-Bizim öncelikle burasının düzeltilmesi adına kendimizi düzeltmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.Burada birlikten beraberlikten söylev bazında yana olmayan hiç kimseye raslamazsınız. Ama sonuçlara bakıldığında o özlenilen birlik beraberlik ufuklarda görülmüyor. Burasının ismi geçtiğinde burasında yaşanılan o kötü  işlerle burası anılmamalıdır. Hani her toplantıda, açıklamada övünerek bahsettiğimiz kapasitesi ve verileriyle örtüşen bir kimliğe kavuşturulmaladır. Bu bölgenin en kısa zamanda kaybetiği irtifayı yeniden kazanmaladır. Burasının yeni kavgalara tahammülü yoktur.Bu bölge böyle bir yapıyı, böyle bir anlayışı asla hak etmiyor. Bölge daha iyiye, daha güzele ve daha yukarılara taşınmalıdır.Sizinde bildiğiniz gibi benim bunlar sürekli savunduğum meselelerdir.

Şunu açık açık söylemek gerekirse. Çünkü bir türlü şunu anlamıyorum.Bu kadar yıpratılmış, itibarsızlaştırılmış bir kuruma yönetici olmak için niçin bu kadar ayak oyunları yapılarak, çaba sarfedilerek, oraya seçilmeye çalışılır. Ya da bu kadar itibarsızlaştırılan bir kuruma yönetici olmak için neden bu kadar istekli ve acımasız bir şekilde hareket edilir.Peki buraya gelen her arkadaşımızın niyeti güzel, burayı geliştirmek ise bunlar neden olamıyor, olması istenmiyor? Bizim burada bir kere burasını istenilen düzeye, çıtaya, kaliteye kavuşturmak asıl gayemiz olmalıdır. Ondan sonra da burayı layıkıyla yönetmek için yöneticiler seçmelidir. Bu şeklide yöneticilik için yarışılmalıdır. Bizim burada ki yarışımız işte bu arzu edilen ve istenilen kalite düzeyi ve standartlarında olmalıdır. Bizim dertlendiğimiz konular ve derdimiz de budur. Yoksa da burada ki arkadaşların mücadelesi orada makam, mevki gibi çabalar olmamalıdır.

İkitelli osb tamamen hizmet merkezli olmalıdır ve bütün arkadaşlarımız da bu şekilde düşünen ve sahaya yansıyan da bu şekilde olmalıdır.Çok gariptir ki, bu bölgede bulunan bütün yönetici arkadaşlarımız, görüşmelerde, toplantılarda, istişarelerde niyetlerinin bu yönde olduğunu beyan etmelerine rağmen,bu durum son aşamaya gelindiğinde konuşulduğu gibi olmuyor, konuşulanların doğrultusunda da bir yönetim oluşmuyor, bu oluşmadığı içinde bölgede unutulması, olmaması noktasında buluşulan o kötü durumlar yine yeniden devam etmeye başlıyor.

Altını çizerek söylüyorum. Dediğim gibi, yönetici olmadan önce, yöneticiliği yapılacak o  kuruma önce kendi layık olduğu o itibar kazandırılmalıdır.Ondan sonra da bu itibarlı kurum için yönetici yarışı yapılmalıdır. Benim ve arkadaşlarımızın tek düşüncesi ve gayesi budur. Ama küçük hesaplar ile güdümlü hareketler ile anlık kararlar ile çok iyi düşünülmeden maalesef ki İkitelli Organize Sanayi Bölgesini hep tartışılır bir noktada tutuluyor. Bu duruma bazıları da çok ve son derece ustaca oyun hesaplarıyla rol beliryiciler oluyor. Burası sonuçta hep tartışılır bir bölge olarak tutuluyor. Unutulmasın ki burası hala Türkiye”nin en büyük Organize Sanayi Bölgelerinden biridir. Bence de en gözde organize sanayi bölgelerinden biridir. Burada inşallah bundan böyle istikrarlı yönetimler oluşur, bu nahoş olaylara son verilir, bulutlu hava dağıtılır ve gerçekten de İkitelli OSB nin layık olduğu değeri kazanır, bu değer paralelinde olması gereken itibarını da her yerde görmeye başlar.

Unutmamalıyız ki bu bölgede bizden başka birileri yok. Bu kurum burada bizlerden müteşekkil bir kurum. Diğer taraftan biz burayı hep birlikte istenilen düzeye getirmeliyiz. Aksi halde burayı bizlerin dışında birileri düzeltmeye gelir veya düzeltmeye katılırlarsa burada bazı arkadaşlar ve bölgemiz çok incinir,hep birlikte de inciniriz. Ama bu bölgenin insanları olarak bunu biz düzeltmeyi başarırsak hem çok güzel olur, hem incinmeyiz. Hem de birbirimizi bilen, anlayan çok daha güzel olması gerekenleri hep birlikte yapar ve iş ve işlemleri en iyi şekilde yerine getirerek, burayı yönetiriz. Bunun için burada ki hepimiz açık, şeffaf, birlik ve beraberlik içinde yapmamız gerekir diye söylediklerimizin arkasında durarak başarırız.Böylelikle de bölgenin üstünde ki karabulutlar savuşturulur, bölge özlenen güllük, güneşlik bir ortama kavuşturulmuş olur.

-Sayın Kayas Olağan Kurulda listelerin birleşmesiyle yapılan seçimde yönetimin 11 kişi olarak belirlenmesiyle ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

-Rasim bey sorumlulukları çok fazla ve ağır olan kurumlarda konsensüs etrafında birleşen kadronun sayısı bana göre az olmalıdır. Kararların hızlı alınması için bu şarttır. Ben şahsen yönetim merkezinde yöneticilerin çok kalabalık yani 11 kişi olmasını da çok doğru bir karar olarak bulmuyorum. Böyle bir yönetim yapısı ve anlayışıyla alakalı alınan kararı da doğru bir karar olarak görmüyorum.Ben bu konuyu o gün orada da vurguladım.Bu konu o gün orada oylanırken de daha az bir rakamda karar alalım diye düşüncelerimi ifade ettim. Ancak orada ki arkadaşların seçilme kaygıları ile hareket ettikleri için fazla sayı olsun, gönüller alınsın, kolay seçim kazanalım düşüncesi ve seçimi kazanma endişesiyle hareketle böyle bir tercih yapıldı diye düşünüyorum. Bana göre de bir yönetim kurul ne kadar az olursa, o kurumun alacağı kararlar o derece hızlı, seri ve kaliteli olur. İş ve işlemlerde ki o çok yakındığımız bürokrasi de o oranda azalır. Çok kişi ile bu söylediklerimin aksinin olacağını düşünüyorum. Ama arkadaşlarımız yönetimi 11 kişi istedi. İnşallah yanılırım, inşallah hayırlı olur. Aksi halde ben yönetimlerin kaliteli hizmet üretmesi, kararların hızlı alınması için yönetimlerin az sayı ile oluşması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa az sayıda ki yönetim daha hızlı, daha sağlıklı, daha verimli kararlar alabilirler. Şimdi bu 11 kişiden oluşan yönetim bakalım ki bölgenin hassasiyetleriyle alakalı alınması gereken kararları, yapılması gereken iş ve işlemleri ne kadar hızlı ne kadar kaliteli bir anlayış içinde alacaklar.Bu konuda ki süreci de çok yakında hep birlikte yaşayacağız ve göreceğiz.

 

-Sayın Kayas bu yönetim krizleriyle birlikte bölge yönetiminin gençleştirilmesiyle alakalı bir süreç başlatıldı. Bu konuyla alakalı neler söylemek istersiniz?

-Rasim bey ciddi bir kurumun yönetilmesiyle alakalı çok ciddi düşünmek gerekir.Böyle bir yönetim merkezinde yöneticilerin gençleştirilmesi veya gençlerden oluşturulması diye bir yaklaşımı da son derece yanlış buluyorum. Bütün mesele kaliteli yönetim anlayışıyla meseleye yaklaşmaktan geçmektedir.Sorumlulukları büyük ve ağır olan kurumları yönetecek olanların, bilgi, birikim, liyakat, sadakat, yeterlilikleri çok önemli bir meseledir. Bana göre de bölge yönetimi için gençleştirme diye de yeni bir algı getirilmek istendi. Böyle bir gerekçe ile de böyle bir yerde seçim yapılmaz. Bu gibi kurumlarda ve hizmet odaklı işlerde ki seçim ehliyet ve liyakat üzerinden yapılmalıdır. Yönetim anlayışının odağında da bu anlayış olmalıdır. Elbette ki gençler, daha enerjik olabilir, daha de vizyoner olabilirler, daha aktif olabilir, daha çalışkan olabilir, bölgenin sorunlarını da bilebilirler, çözüm üretme yönünde çok yeterli de olabilirler. Bunlar olursa elbette ki amenna ve buna da söyleyecek lafımız yok. Genç arkadaşlarımız böyle bir konumda olurlar buna da eyvallah. Ancak, bu gibi kurumlarda sadece gençlik, gençleştirmek yetmez. Tecrübe, bilgi ve birikim son derece önemlidir ve özellikle tecrübe olmazsa olmazdır. Ayrıca yine ehliyet,liyakat ve yeterlilikte olmazsa olmazdır. Bu saydıklarım mutlaka ve mutlaka gereklidir. Bu saydıklarım da eğer o gençleşme de gençlikte birleşiyorsa da buna asla sözüm yoktur, olamaz. Tabi ki de gençler yönetimlerde olmalı, bulunmalı. Ancak bir yeri yönetmek için gençleştirme olgusu, algısı, operasyonu gibi bir seçim yapmak asla doğru bir seçim olmaz.

Bölgemiz de şu anda 22 binin üstünde kayıtlı işletme var. Burada yine 300 bine yakın çalışan var. Böyle bir devasa yerde ki yönetim çok kaliteli olmak zorundadır.

 

-İkitelli Organize Sanayi Bölgesinin olmazsa olmazlarından olan ve bütün tartışmaların odağında ki Elektrik Hizmetleriyle ilgili alınan karar hakkında neler söylemek istersiniz?

 

 -Rasim bey bu mesele son derece önemli bir meseledir. İkitelli Osb”nin serbest piyasadan elektrik alıp bunu karsız bir şekilde burada ki sanayiciye dağıtım yapması burada ki sanayicilerimizin menfaatine olan son derece önemli bir uygulama ve kararlardan biridir. Bölgemizin sadece Elektrik hizmetleri değil, Doğal Gaz var, daha başka hizmetler var ki, bunları da İkitelli Osb”nin bünyesinde olması lazım, kendisinin yapması lazım. Bana göre de burası kendi içinde her türlü hizmeti üretebilecek, o hizmetleri de layıkıyla yerine getirecek bir konumdadır. Bu gibi iş ve işlemleri de yapma becerisine, imkanına ve ehliyetine sahip bir kurumdur. Elbette ki elektrik ve diğer hizmetleri İkitelli Osb”nin yapması ve yerine getirmesi gerekir. Altını çizerek söylüyorum ki bu durum burada ki sanayicinin oldukça menfaatine olan bir meseledir. Bu benzeri hizmetler bu bölgenin lehine olan bir şeydir. Tabi ki burada geçen bu kısa süre içerisinde bazı sıkıntılar yaşanmış. Belki işte yani dedik, sadece gençlik yetmez diye de söyledik ya. İşte tecrübede gerekiyor diye dedik ya. Bu mesele ile çok yakından alakalı bir mesele işte. Bundan önceki o yönetim süresi içinde orada bulunan bazı arkadaşlarımızın bazı şeylerde geç kalması gibi anlatılması ki orada söylenen bazı şeyleri ben çok dikkate almam, inşallah o gün orada söylenenler bir rivayettir ve inşallah o söylenen işler de orada olmamıştır diye de temenni ediyorum. Ben hiçbir yöneticinin ve idarecinin o bahsi edilen meseleler ile anılmasını asla arzu etmem. Bunlar hiç hoş şeyler değil. Ama yöneticinin bahsettiğim gibi feraset ve basiret sahibi de olmak mecburiyeti vardır. Özellikle de bu kadar devasa bir bölgenin içinde yer alan insanın sorumluluğunu taşıyorsan. İşte o özü edilen böyle bir faturayı da bu milletin sırtına yüklememek lazım. Ona göre gereken karalar alınıp, gereği de yapılmalıydı. Burada ki düşüncelerimi ve anlatacaklarımla alakalı gerçekten zorlanıyorum. Ama ben bunun adını şöyle ifade edeyim. Yani hiç kimseyi isim vererek muhatap almak istemem, ortada sözü edilen meseleler ile ilgili kesin evrak görmediğim içinde kimseyi zanlı, suçlu olarak görmek de istemiyorum. Belki de daha iyisi olur düşüncesiyle o arkadaşlar böyle bir davranış içinde de bulunmuş olabilirler. Ama ortaya çıkan sonuca göre bu durum ile neticede bölgenin zararına olan bir iş ve işlem hasıl olmuştur. Neticede son genel kurul ile seçilerek oraya gelen arkadaşlarımızda en hızlı bir şekilde bu sözleşmeleri yapıp, bahsettiğim gibi serbest piyasadan en uygun şartlarda elektriği alıp burada ki sanayiciye dağıtması lazım. Bunu da mutlaka ve mutlaka başarmaları gerekir diye düşünüyorum. Tabiî ki zaman zaman serbest piyasada fiyat hareketlerine bağlı rakamlar düşebilir yükselebilir. Bunu da bilmek lazım. Çünkü neticede Türkiye hala bu enerji ihtiyacını dışarıdan aldığı doğal gaz kullanılarak bu enerji dönüşümünü yapan santrallerden karşılamaktadır. İşte geçen süreçte yaşadığımız o dolar artışlı fiyat endeksinden piyasada ciddi bir düzenleme yönünde yükselme olmuş. Tedarikçi firma bu durum karşısında bir süre bu hizmeti yapamayacağını,yerine getiremeyeceğini belirterek bunun sonucunda da elektiriğin Ulusal Havuzdan karşılanmasını önermiş. Çünkü yapılan sözleşmede bunlar da açık ve net şekilde yer almaktadır. Buna göre Ulusal Havuz tarifesine düşülse de arada ki o farkı yani zararınızı da o firma tazim etmek ve karşılamak mecburiyetindedir.

Daha sonra da bunu yapacağını beyan etmesine rağmen yani yapılan görüşmelere ve şeylere bakıyoruz bunlar anlaşılmış olmasına rağmen sözleşme bir başka firma ile yapılmış gibi gözüküyor. Tabi ki akabinde de ortada bu yönde bir takım ciddi iddialar da var. Ama inşallah İkitelli bütün bu meseleleri yeni yönetimiyle birlikte çözer bu durumun faturasını sanayiciye yansıtmazlar.

 

-Sayın Kayas Uzunca bir süre İkitelli Osb yönetimde bulunan bir isim olarak bu yönde eklemek, görüş ve öneri olarak neler söylemek istersiniz?

 

-Ben bir kez daha İkitelli Osb”yi yönetmek için seçilen bütün arkadaşlara başarılar diliyorum. Benim burada bütün arkadaşlarımızın da bildikleri gibi tek idealim var. O da bu bölgenin barışçıl, kardeşlik, anlayışını konuşanlar değil de sahada yaşanılır hale getirilmesini isteyen arzu eden bunu da açık açık savunan birisi olduğumu hepsi de bilirler.Temennim bu yönetimin bölgeyi kalıcı bir birlikteliğe, huzura kavuşturmalarıdır. Artık bölgede ikinci bir muhalif bir cephe bir daha oluşturulmasın.Bölgenin bunca yaşanılanlardan sonra bu gibi bir gelişmeye asla tahammülü kalmamıştır. Bunun altın özellikle çizmek istiyorum. Bir kere bunu herkesin bilmesi lazım. Yani Bölgemizde bir daha böyle bir cephe oluşturulmasın. Bunu şöyle bir atasözü ile ifade etmek istiyorum. Eller çoğalınca yük hafifler. Orada da her ne kadar yöneticilerin çok olmaması gerektiğini savunsam da bu mesele çok farklı meseledir.Madem ki burayı yönetmek için orada bu kadar çoğaldılar. Buranın da yükünün hafiflemesi lazım. Bunu mutlaka sağlamamız lazım. Bunu hep birlikte sağlamamız lazım.Eller çoğaldı. Artık bölgenin yükleri de hafiflemelidir. Bana göre bu çok önemli bir ifadedir. Yani iki elle tutulan bir şeye altı veya daha fazla el katıldığında o tutulan şey o kadar hafifler, o kadar kolay taşınır, o kadar kolay bir iş haline dönüşür. Yani 10 elle tutulan işe 20 el katılırsa görülecek ki o iş o kadar kolay oluyor. Böylece birbirlerinin eksiği tamamlanmış, birbirlerinin gücü çok fazla kaybolmamış olacaktır ve o zor görünen işlerin de o kadar kolayca çözüldüğü görülecektir. Fakat bizde ki el artışı anlayışı başarmaktan çok, aman o başarılı olmasın onun yerine ben geleyim tarzında bir anlayış olduğu için böyle bir anlayışın ağır bastığı ve bu tarz yaklaşım gibi bir garip hırslarımız olduğu için, bu durum aslında hem orada ki yöneticiyi rahatsız ediyor, hem de olması gereken iş ve işlemler daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Mesele bölgemiz olduğu içinde şuraya gelmek istiyorum. Bir kurul yapılıyor. Seni iki yıllığına seçenler, daha 6 ay olmadan tartışmalar, restleşmeler, kavgalar başlıyor. Kardeşim 2 yıllığına seçmişsen. 2 Yıl sesini çıkarma, günü geldiğinde de gerekeni yap. Şunu bilmemiz lazım. Zaman çok çabuk geçiyor. Ama bizler zannediyoruz ki bu geçmez, bu bitmez. Oysa ki her şey çok çabuk gelişiyor ve bitiyor. Bir bitiş, bir başlangıç oluyor. Yani o iki yıl dolduğunda da rahatlıkla o seçilen kendini ifade eder, sende memnunsan rızanı razılığını anlatırsın, ya yeni birisini yönetime seçersin, yada Allah razı olsun memnunuz ama şimdi de başkaları yönetsin diye yeni bir söz söyler ve başkalarını yönetime seçersin olur biter. Ne küsen olur, ne de darılan. Başkası seçildiğinde de bu anlayış böyle devam eder gider. Gine bir güzel söz var. Mahkeme Kadıya Mülk Değil.

 

Öneri dediniz. Evet orada yönetimde bulundum. Çok tecrübemiz de oldu. Ancak benim orada ki arkadaşlarıma öneri gösterecek bir durumum yok. Çünkü hepsi de işinin sahibi, hepsi de birbirinden kıymetli insanlar ve orayı yönetmek için seçildiler ve oradalar. Ama ben şunun altını çizerek söylüyorum. İnsanlar asla bir takım entrikalar ile, bir takım ayak oyunları ile bir yerlere gelinmeye çalışmamalıdır.Bu gibi durumlar asla etik değil, hiç hoş değildir. Umarım bölge bu konuda kendi için gereken dersi alır, daha iyi günlere hep birlikte gideriz.

 

 -Sayın Kayas Olağanüstü Kurul ile alınan kararlar doğrultusunda söylemek istediğiniz neler var?

-Bakın Rasim bey bize açılan o davanın gerekçesine bakıldığında bu durumu bu kadar dallandırmaya budaklandırmaya gerek olmadığını göreceksiniz. Bütün mesele nereye nereden, hangi pencereden, hangi gözle bakma meselesidir. Müfettiş raporunu dayalı bir iddianame var. O müfettişler kimlerdi, o da ortaya çıktı.Böyle bir iddianame ne kadar gerekliydi. Neyse bunlar hukuk sürecinde ki hiçbir kötü sonuç çıkması mümkün değildir.Gönül temenni ederdi ki bu bölgede bunlar yaşanmamalıydı. Ama yaşandı, yaşatıldı.Kaldı ki bir hizmet adamıysanız bir şekilde bu gibi suçlamalarla da karşılaşmak her kes için mümkündür. Bu durum da her hizmet verenin her idare edenin başına gelecek şeylerdir. Asıl mesele bunu emsal teşkil edecek duruma getirip getirmemektir. Bunu emsal haline getirilirse. Bu bölge için son derece zor ve zararlı bir süreci de beraberinde getirir ve bu durum bumerang gibi döner dolaşır burada ki herkesi de vurur gale gelir.

Bakınız burada ki ana yanlış şudur. Oraya gelen hiç kimse o iddianameyi anlaya anlaya okumadan konunun muhteviyatına hakim olmadan okuma kapsamı adı altında bu mesele ki hukuka yansımış olan bir durumla ilgili ki hukukun sonucu yani mahkeme bir karar vermemişken bunun onara okunmasıyla orada ki kişiler veya hazirun huzurunda adı geçenler adeta ikinci kez yargılanmışlar, adı geçen kişileri daha mahkeme olmadan burada ikinci kez yargılayıp, töhmet altında bırakır bir durum sergilenmiştir. Biz aynı bölgenin insanları olarak birbirimizi biliriz. Ama isimlerle ilgili böyle bir durumu aleni açıklayarak, daha bölgeyi bilmeyen, bölgede ki hizmetlerimizi bilmeyen, daha bizleri tanımayan, hiç benim ile asla bir hukuku olmayan insanlar benim de o durum ile azledilmem yönünde orada oy kullandılar. Kaldı ki daha hukuka yansımış ve bir mahkeme kararı ortada yokken. O kurulda böyle bir süreç yaşatıldı. Sormak istiyorum:Allah aşkına siz ne yapmak istediniz?.Yaptığınız ne kadar doğruydu. Ben orada bu yönde oy kullanan insanlardan asla küsmedim, hiç birine de asla kırılmadım. Daha bir çoğu ile oturmadık, sohbet dahi etmedik, bir çay dahi içmedik. Ama orada azledilmekle alakalı bu kadar acımasızlık içinde o insanlara oy kullandırıldılar. Ve hiçbir hukukumuzun olmadığı o insanlar orada hukuk süreci devam eden yöneticileri azlettiler. Bölge böyle bir sürece sürüklendi.  Bölgede bu yönde de bir ilk yaşandı. Bu bölgenin tarihine yazılan bir kara leke olarak geçmiştir. Orada oy kullanan insanlara meselelerin ne olup olmadığını bilmeden orada ki yönlendirme ile oy kullanan insanlara asla kırgınlığlım yoktur. Ama o insanları o şekilde yönlendiren insanlara kırgınlığım var.

Bunlar bu bölgede olmaması gereken işlerdi. Ama oldu.Bular çok nahoş şeyler. Yarın bu ve benzeri durumlar hizmet veren her kurumun ve yöneticilerinde başına gelebilecek işler. Bırakalım hukuk kendi işini yapsın. Ama biz birbirimizi hukuka rağmen belli konularda ki konulara yeterince vakıf olmadan peşinen yargılayıp onu suçlu ilan edersek ki hele ki bu bölgenin ayanı bölgenin insanları olarak birbirimize bunu yaparsak, yarın bizleri kim nasıl savunacak. Elbette ki hiç kimse savunamaz. Yaşanılan o olay her kes için geçerli bir durumdur, bir meseledir. Bu durum sadece bizim için geçerli değildi. Son derece önemli bir meseledir. Bu durumdan bölge gereken dersi umarım çıkarmıştır.Çünkü bir yerde

idareciyseniz risk alırsınız, risk almak mecburiyetinde kalınır. Bunu bütün idareci olan arkadaşlarımızda çok iyi bilirler.

İOSB OKULU BU İKİTELLİ İÇİN YAPILAN EN HAYIRLI BİR PROJEDİR

Ama beni çok üzen bir şey daha var ki ona da değinmeden edemeyeceğim. Bu ikitelli Organize Sanayi Bölgesi için yapılan en hayırlı işlerden bir tanesi de o sözü edilen okuldur. Bu bölgemizin en hayırlı işlerinden birisidir. Bakınız oradan her yıl 800 genç evlatlarımız o okuldan mezun olarak iş hayatına doğrudan atılmaktadırlar. Kimileri burada kaliteli ara eleman, uzman eleman ihtiyacını karşılıyor. Yani oradan mezun olan gençlerimiz direk olarak iş hayatına atılıyorlar. Bununla birlikte bölgemizin ara eleman ihtiyacının karşılanmasına da katkı sunuyor. Bu ihtiyacın tamamını  karşılamasa da hatırı sayılan bir katkı sunuyor. Beni üzen de budur. Biz bu kadar bu bölgeye yapılmış olan bir hizmetin hesabı adı altında yargılanır hale getiriliyoruz. Bu niye oluyor. Bir müfettiş raporu var. Sizce de bir müfettişin yazdığı her şey kanun gibi doğru mudur? Ya da müfettişin yazdığı bilgiler, raporlar, kanunun maddeleri midir?Bu çok talihsiz, çok ayıp bir meseledir. Buna sebep olan bölgede ki meseleyle ilgili adı geçen o arkadaşlarımdan son derece alındım, bunun için de o insanlardan kırgınım.

-Sayın Kayas mesele açılmışken, bu gelen müfettişler kimlerdi. Bunu kimler dava açtı, daha hukuk süreci devam ederken bu mesele bir kurul sorunu haline niçin getirildi.Biraz daha detaylandırır mısınız?

-O şahısların kim olup olmadıkları benim için çok önemli bir mesele değil, kim olup olmadıklarını da detaylı şekilde bilmiyorum.Ama o raporları yazan hazırlayan o müfettişlerin Feto Davasıyla yargılandıkları ve görevlerinden ihraç edildiklerini duydum. Yani bakın bu şu diye de bir şeyler çok önemli değil. Yani bizi yargılayan Yüce Türk Hukuku ve Adaleti zaten o dosyaya baktığında en doğru ve verilmesi gereken kararını da verecek. O zaman bu insanları suçlayıcı şekilde yönlendirenler,bu raporları okuma marifeti içinde bizleri linç edercesine suçlayıcı şekilde okuyanlar bu bölgede buna uyarak oy kullanan insanların gözlerine veya bizim gözlerimize bu duruma vesile olan insanlar nasıl bakacaklardır. Şimdi o tarihi düzeltmek mümkün müdür. Ya da orada ki yapılan o yanlışı silebilir misiniz, düzeltebilir misiniz?Bunu bana unutturabilir misiniz?

-Nihat Tunalı”nın yeniden bir başkanlık adaylığıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

-Nihat Tunalı bölgenin insanlarından birisi.Bölgenin her an olabilecek toplantılarının içinde bulunmama gibi bir lüksü yok. Bu bölgede bildiğiniz gibi bir kooperatifin başkanı. İkincisi de bölgede hala onunla ilgili hiçbir toplantı yok ki sözü edilmesin. Dolayısıyla sözü edilen konularda da Nihat Bey cevap hakkını kullanmak için bulunuyor. Olması gereken, doğal olanda budur. Kanun ile aklanıp aklanma meselesi yüce yargının işidir. Nihat Tunalı”nın bölge başkanlığı ise söz konusu değildir, olmamalıdır. Bu konuda kendi ifadesi ve açıklaması var. Kendisi de sizlerin de şahit olduğu toplantılarda bu yöndeki düşüncelerini açıklamıştır. Sizlerde bunu bilen birisisiniz. Yapılan son genel kurulda bir liste çıkarılmasıyla alakalı da bölgede yapılan toplantılarda alınan kararlar ve görüşmelere orada uyulmaması ile orada bir liste oluşumuna katıldı sadece. Bence doğru da yaptı. Ama orada oluşan o liste sadece orada gelişti. Bunun daha önceden bilinmemesi üzerine Nihat Tunalı bir tepki gösterdi ve o liste de o şekilde oluştu.Orada da aday değildi. O sadece birilerini destekler oldu. O şekilde bir süreç gelişti. Nihat Tunalı bir daha bölge başkanlığı için aday asla olmayacak. Böyle bir düşüncesi de zaten yok. Hukuka intikal etmiş bir süreç var. Bununla ilgili de yüce yargı kararını verecek. Yani o yargının sonucuna göre de Nihat Tunalı buraya gelip yahu bak ben yeniden adayım diyecek bir durumu da yok. Bu artık olmayacak. Çünkü kendisi başkanlık konusuyla ilgili son noktayı koydu.Kaldı ki, tanıdığımız bildiğimiz Nihat Tunalı”nın buna ihtiyacı da yok. Yani adalet, hukuk, ve vicdanlarda bir insan aklandıktan sonra o insana orada başkanlık versen ne olur, vermesen ne olur. Önemli olan birlikte aynı yolu yürüdüğünüz insanı arkadaşınızı bu derece üzmemektir. Maalesef ki bölgede bu da yaşanmıştır. Bu durum da burada bazı gönülleri çok ciddi kırmıştır. Bazıları da bu kırgınlığın kaynağı olduğu için kendisinden bu insanların kırılmasını hak etmiştir.Hiç bir hizmet kimse ile baki değil. Burası da hiç kimsenin kendine ait tapulu mülkü değildir. Neticede burada her caba burayı en iyi şekilde yönetmek, burası için yapılması gereken iş ve işlemleri en iyi şekilde yerine getirmek ve burasının kalitesini çok ciddi boyutlarda artırmaktır. Bütün mesele ve mücadele ve yarışlar bu yönde olmalıdır. Neticede de insanlar tercihleriyle de buraya sürekli bir yönetici seçeceklerdir. Ama Nihat Tunalı sizinde bildiğiniz gibi artık bölgede asla aday olmayacağım diye bir deklere etti. Ben de Nihat Tunalı”nın bu sözünün arkasında sürekli duracağını düşünen bir insanım.  Şunu da söylemek istiyorum. Bu açılan davadan bazılarının sevinerek beklediği sonuçlar asla çıkmayacaktır. Çünkü bu ve benzeri davalar iş ve işleyişlerle ilgili bulunanların her an karşılaşabilecekleri bir içeriktir. Ayrıca bu dava güdümlü ve zorlama bir davadır. Keşke bu bölgede böyle bir dava söz konusu olmasaydı. Ama belli çevrelerin hazımsızlıkları ve istemleriyle bu da oluştu. Mesele şudur ve bölgede ticaret iş, üretim yapan her iş veren, sanayici de bunu çok iyi bilmektedir ki bir yeri 50 kuruş ucuza, veya pahalıya verdin diye de insanlara dava açılamaz.Bugün bu yerin değeri 10 liradır, yarın gelir ki 8 lira olur. Ertesi gün belki 5 liradır. Yada 15 liradır. Bu gibi konularla ilgili açılan davalar insanları yıpratmaktan başka bir amaç taşımaz. Bu da amaçlı bir davadır. Yüce hukuk bu kouda insanların orada söyledikleri, ya da bekledikleri gibi bir sonuç ile karar vermeyecektir. Çünkü yapılanlar asla bir suç değildir. Bu gün için suç gösterilmek istenen zedeleme oyunlarıdır. An olur rayiç bedelinin misline satarsın, an olur rayiç bedelinin çok çok altına satarsın. Bu işler senin koyduğun ya da beklediğin değerler ile yürümüyor. Her şey zamana ve talebe bağlıdır. Burada da durum aynıdır. Burada her kes olayın içindedir. Saniyiciler, esnaflar, burada ki bulunanlar da bunu bilmelidirler. Şimdi herkes her şeyi her istediği rakam ile yapabilip, satabiliyorlar mı? Orada bu bölge adına bizleri oylatanlara bunu da sormak lazım. Bir takım iş ve işlemler varsayım hesapları ile yürütülemiyor, bu mümkün değil. Ekonominin, ticaretin, üretimin ruhuna aykırı olan şeylerdir. Ama meselelere varsayımlar üzerinden yaklaşırsak ve hareket edersek, neler hakkında neler neler söylenebilir, bu meselelerinde ardı arkası gelmez. Şu böyleydi böyle kalacak, kalmalıdır asla diyemezsiniz. Bu bazı şeylerin doğasına tabiatına aykırıdır. Burada herkes üretimden istihdamdan ihracattan söz ediyor bahsediyor. Bir malın piyasa değerinin ne olup olmayacağına hiç kimse karar veremez, bazen ucuz, bazen pahalı olabileceğini de her kes bal gibi biliyor.

ÖNCEKİ KURULDA ÜZÜM YENMEDİ BAĞCI DÖVÜLDÜ

Kaldi ki burada bu yönde daha mahkeme edilmeyen bir hususta adeta linç kararı alanların bir çoğu da ekonominin içinde olan insanlardır. Ama ne hikmetse böyle bir hesabı orada yapmaktan aciz kaldılar, insanların duygularıyla çok iyi oynadılar, algı operasyonunu çok iyi yaptılar. İfade ettiğim gibi bu olay çok farklı. Mesele üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek oldu.Bölgede de o süreçte yapılan tıpatıp aynıdır. Ben orada da söylemiştim. Şimdi de altını çizerek söylüyorum. Bu konuda her kes bölge içinde bölge adına her yaptığını da birebir yaşar görür, göreceklerdir de.Çünkü sizin adalet anlayışınızın ötesinde de bir de ilahi adalet diye bir şey var. Buna da inandığını söylerler.

Yine bizim çok güzel bir sözümüz var. Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.Yapmayın etmeyin. Yazıktır günahtır bu bölgeye dedik, hala da diyoruz.

 

Ben 1996 yılından beri buradayım. 1996 dan 2009 a kadar geçen bu 13 yıllık süreç içinde burada da farklı kurumlar, belediyeler vardı. Oraya buraya bağlıydık, ordaydık, buradaydık vesaire. 2009 yılında Başakşehir İlçesi ve Belediyesi kurulduktan sonra da aynı tarihten beri de ben AK Parti Başakşehir Kurucu Meclis Üyesi olarak görev yapan ve mecliste bulunup çeşitli görevler ile de en son Başakşehir Belediye başkan yardımcılığı yapmış ve akabinde de halı hazırda da AK Parti Başakşehir İlçe Başkanlığını yapmakta olan bir kimlik ile de bu bölgedeyim.

 

BİZ HİZMETİ HİZMET ANLAYIŞI ADINA YAPIYORUZ

 

Dolayısıyla şunu sormak lazım. Ben 2009 da Meclis Üyesi olduğum andan itibaren Başakşehir Belediyesinin Organize Sanayi Bölgesiyle alakalı yaptıklarıyla ve daha önceki dönemlerde yapılanların mukayesesi yapılırsa benim neler söylemek istediklerimi çok iyi anlamış olurlar. Biz hizmeti hizmet için yapıyoruz. Biz hizmeti övünmek siyasi malzeme olarak görmek için yapmıyoruz. Bunu da övünmek için yapmıyoruz. Böyle de görmüyoruz. Şu anda da bundan söz ediyorsam da buna beni mecbur ettikleri için söylüyorum. Biz burada bütün yapılanları yapılması gerektiği için, burasının alması gereken hizmetler olduğu için yaptık. Bunları yaparken de hiç kimsenin siyasi düşüncesine,inancına ve kişilik hallerine bakmadan yaptık. Bu şekilde bakmaya da devam ediyoruz. Burası bir sanayi bölgesi ve biz buna göre her hizmeti yapmaya da devam edeceğiz. Terbiyem müsaade etmiyor. Ama söylemek zorunda kalıyorum. Bu durumu da bazıları sanki kerameti kendiyle menkul gibi görüyorlar, hatta bunların bazılarının hizmetlerini de yapılmış kendilerince yerine getirilmiş gibi de üyelerine anlatıyorlar. Bu da zoruma gitse de orada öyle susup kalıyorum. Bir çok arkadaşım da bu yapılanları kerameti kedinden menkul şekilde bir takım değerlendirmelerin içerisinde üyelerine sunuyorlar, farklı farklı anlatımlar içine giriyorlar.

Biz diyoruz ki bu bölgenin hiçbir şeyden zarar görmemesi lazım. Burada ki sanayicinin, üreticinin, ihracatçının, aş ve iş kapısı olan her yerin asla bir zeval ve zarar ile karşılaşmaması lazım.

Yani biz burada kendi iktidar çekişmelerimizle uğraşacağına bütün bölgenin ana girdisi olan elektiriği nasıl bir kuruş ucuzlatırızın projeleri üzerinde tartışmalıyız. Veya bölgenin hayrına ne gibi projeler düşünür ve bunların saha çalışmalarına geçebilirizi konuşmalıyız. Ya bölgenin daha iyi alt yapısallığını nasıl yaparız gibi meseleler ile yorulmalıyız.

Ama biz bu devasa bölgede hala yönetim kavgalarından kurtulamıyoruz. İşte Osb”deki toplantıda vardın. Orada herkes birlik beraberlik edebiyatı yaptı. Bende orada yaptığım konuşmada dedim ki bu edebiyatı bırakın sizler konuştuklarınızda samimiyseniz buyurun yapalım dedim. Peki kaç kişi geldi yanımıza? Hiç kimse gelmedi. Sonrasında ne oldu. Devamında yine ayak oyunlarına devam edildi. Bakınız burada esas olması gereken şu: Bir kere kendimiz ile yüzleşmeliyiz, hesabi değil hasbi olmak lazım. Hasbi olanlar netleşsin gelsin, buyursunlar. Biz bu şekilde olduğumuzda da bu İkitelli”yi şaha kaldırırız. Ama konuşmalarda sözleri sırf edebiyat yapmak için sarfedersek, hiçbir sonuca varamayız. Burada bu bölge adına yapılan konuşmalarda samimi olunmadığı sürece ve hesabi hareketler ağır bastığı sürece, böyle bir hesabilik ile de burada hiçbir yere gidilemez, gidilemiyor.

AK PARTİ HER ZAMAN VE HER AN OLABİLECEK BİR SEÇİME SÜREKLİ HAZIR OLAN PARTİDİR

-Sayın Kayas Başakşehir"de Yerel Seçim Çalışmaları Nasıl Gidiyor. Yapılacak Yerel Seçim ile alakalı geri sayım başladı ve adeta son düzlükteyiz. Bu yerel seçim maratonuyla ve çıkabilecek sonuçlarla ilgili neler söylemek istersiniz. ?

-Seçimi ve siyaseti Başakşehir olarak konuşursak, biz başakşehir olarak seçime her an her zaman hazırız. Bizim teşkilatlarımız her an her zaman seçim olacakmış gibi kendini hazır tutar ve bu konuda da sürekli dinamiktir. Biz daha seçim süreci başlamadan önce de sahadaydık, şimdi de sahadayız. Hiçbir günümüz boş geçmiyor, hatta günler saatler artık yetmiyor. Bu çalışmanın, bu emeğin semeresini de çok güzel bir şekilde alacağımızı umut ediyorum.Seçimin Ülke Genelinde, Özellikle İstanbul da ve Başakşehirde çok güzel geçeceğini ve bu seçimlerde oluşacak artan farkların da fark edilir oranda olacağını bekliyoruz. Başakşehir olarak biz bundan da eminiz.Başakşehir”de ve İstanbul”da buraya kadar ki yapılan yerel seçimlerde görülmedik, yaşanmadık çok büyük farklar ile partimizin seçimleri alacağını düşünüyoum. Özellikle de Başakşehir”de çok çok önemli fark ile bu seçimi de alacağımızı adım gibi biliyorum.

Ayrıca İstanbul büyükşehir başta olmak üzere bir çok yerde bu seçimde farkın fark edileceği bir oranla yerel seçimleri alacağımızı biliyorum. Bu yönde de hiçbir endişe taşımıyorum. Çünkü başkan ve adaylarımız son derece kıymetli insanlar. Başakşehir de ki başkanımız ve başkan adayımız bu bölgenin çocuğu ve Başakşehir de iz bırakan isimlerden birisi. 2009 yılından beri de çok güzel hizmetler ifa etmiş bir arkadaşımız. Genç, dinamik, güler yüzlü Yasin Kartoğlu kardeşim bu seçimi de çok büyük bir fark ile alacaktır diye bekliyorum.

Ayrıca kendisi de Başakşehir sakinlerinden birisi olarak, halktan birisi olarak bir başkanımız ve adayımız. Hakikaten de  Yasın kardeşimiz Başakşehir”e yakışan ve Başakşehir”i de çok iyi bilen, çok iyi tanıyan yaptığı hizmetleriyle ve hedefleriyle de Başakşehir”de olması gereken her projeyi hayata geçiren bir isim, bir kardeşimizdir.

Başakşehir”i Türkiye ölçeğinde söylersek. Örnek ilçe haline getirebilecek bir vizyona sahip bir başkan adayımız var. Hem gençler tarafından, hem tüm seçmenlerimiz tarafından çok büyük oranda hüsnü kabul gördüğünü biliyor ve bunu sürekli izliyorum.

 

-Başakşehir"de ki Seçim İrtibat Büro çalışmaları ne aşamada ve seçim çalışmaları nasıl gidiyor?

-Başakşehir de her alanda seçime hazırız diye söylemiştim.Biz seçim için çalışmalarımıza hep hazırız dedim. Bizim seçim irtibat bürolarımız yaklaşık üç ay önce açıldı. Açılmadık mahalle kalmadı. Hatta iki mahallemizin çok büyük olmasından dolayı da buraya iki adet irtibat büromuzu açtık. Toplamda 10 mahallemiz olmasına rağmen, seçim irtibat bürolarımızın sayısı 12 olmuştur ve hepside gereken çalışmaları yapmaya devam ediyorlar. Dediğim gibi üç ay önce tamamladık ve hepside faaliyetlerine devam ediyorlar. İrtibat ofislerimizde ilçemizin meclis üyelerimiz rotasyon şekilde hatta İstanbul un belli ilçelerinden yine ziyaret ve katılımlar sürekli devam etmekte. Gereken konuşmalar, gereken değerlendirmeler sürekli yapılmakta. Mahalleler arası irtibat, ilçeler arası irtibat sürekli canlı tutulmakta. Saha da seçim gerekleri doğrultusunda her türlü yasal çalışmalar yapılmakta.Asla bir tatsızlık ve huzursuzluklara mahal verilmemekte. Haddini, ölçülerini ve değerlerini bilen her siyasi görüşe karşı olması gereken saygı ve seviye ile yaklaşılmakta. Böylece AK Partinin siyaset anlayışı seçmen tercihleri örnek sayılacak bir çalışma ile mahalle yapılanmalarında devam etmektedir.

Mahalle Mutarlıklarıyla alakalı da çok fazla siyasi boyutlarda bir ilişkilendirme noktasında hassas olmaktadırlar. Dolayısıyla hem mahalle muhtarlık seçimlerinin, hem ilçemizin belediye başkanlık seçimlerinin sonuçları çok güzel olacak. Görünen köy kılavuz istemez misali gibi şimdiden bölgemize ilçemize hayırlı bir seçim olması için elimizden gelen her türlü çalışmayı yapmaktayız. İlçemizde ki ilgili mahalleden sorumlu yönetim kurulu üyelerimiz var bu görev dağılımı içinde ki bu arkadaşlarımız her gün rutin şekilde toplanıyorlar ve alınan program doğrultusunda mahallede ki ikamet eden insanları ev ev site site semt semt ziyaret ediyorlar ve bu şekilde de çalışmalar yapıyoruz. Şimdiye kadar gelen sonuçlar çok mükemmel. Dolayısıyla bütün Başakşehir de yaşayan ikamet eden komşularımıza seçmenlerimize ev ev ulaşıyoruz. Kapılarını çalıyor, irtibatlarımızı sürekli canlı tutuyoruz. Ziyaretlerimizde siyasetimizin zaruriyetini, hizmetlerimizi, projelerimizi ve kendimizi anlatmaya devam ediyoruz. Dolayısıyla bizim irtibat ofislerimizde çalışan görevlilerimiz orada oturmuyor, beklemiyor, birebir ziyaretler için sürekli dolaşıyorlar. Ofislerimiz sadece buluşma ve kararların alınan yerler olarak duruyor ve buralar bir başlanğıç buluşma merkezleri olarak bulunuyorlar. Orada toplanılır, ilgili çalışma hakkında bilgi donanımına sahip olduklarında ya da yapılması kendilerine verilince de her kes saha çalışması yapmak için dağılıyorlar.

 

-Sayın Kayas Seçim siyaseti adına yapılan konuşmalarda bazen söylenmeyecek sözler kullanılıyor, bu gibi gerilimler ile sahada ne olup biteceği hesaplarıyla hareket ediliyor sanki. Siyasi ve Seçim Gündemine adeta bomba gibi düşen talihsiz açıklamalar oldu.Kurdistan Kazanacak Cumhur İttifakı kaybedecek şeklinde çok talihsiz bir açıklama yahıldı ve buna da gerekli merciden gereken cevap anında verildi.Bu konuda bir açıklama yapmak ister misiniz?

 

-Galiba Hdp”li milletvekili Kürdistan da kazanacağız, Anadolu da, Batı da Cumhur İttifakına kaybettireceğiz diye bir açıklama yapmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız da buna verilmesi gereken yanıtı verdi. Elbette ki nereye ne amaçla baktığınız bu noktada çok önemli. Yapılan bir açıklamada ki cümlenin tamamına bakmaz başını ve cümlenin açıklamak istediklerinin tamamını anlamak istemezseniz ve bunu ele almazsanız, ucundan, ortasından, sonundan konuşulanları özellikle de cımbız ile seçerek amacınız doğrultusunda ele alırsanız bunun sonucu da elbette ki farklı olur. Her ne kadar seçim siyaseti içinde de olsak olmazsa olmazları ve kırmızı çizgileri bilmek lazım.Onun için burada ki niyet son derece önemlidir.Niyet farklı olduğu için, hedef başka olduğu için, amaç belli olduğu için de bazı konuşmalardan bu şekilde bir sonuç çıkarılarak, ortamı germek, birileriyle de bu sayede muhatap olmayı bazıları kendilerine şiar edinmişlerdir.Biz AK Parti olarak bu gibi durumlara yabancı da değiliz. Biliyorsunuz ki daha önce de bazı konuşmalar adeta cımbız ile seçilip alınarak, bu ülkede darbe gerekçesi yapıldı. Bu teşkilat 28 Şubatı unutmadı, unutmaz. Biz bunu unutursak da o günkü ve bu günkü olayları da doğru değerlendiremeyiz.

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızın orada ki ifadesi de şöyle. Yani diyor ki Türkiye”de Kürdistan diye bir bölge mi var. Böyle bir sorusu üzerine de olayı farklı mecralara taşımakla görevli kesimler, bundan nemalanmanın hevesi ile itirazlarına devam ediyorlar. Hal böyle olunca da Sayın Cumhurbaşkanımız da diyor ki, Türkiye”de Kürdistan diye bir yer yok. Daha Kürdistan diye bir ülke de yok, Kuzey Irakta bir Kürt Bölgesi var ve bizim seçim alanımız da orası değil. Ama siz Kürt bölgesi diyorsanız, Kürt Bölgesi orası var ve oylarınızı gidiniz orada kullanınız diyor. Şimdi bunu başa yere çekmeye çalışmak, asıl anlatılması gerekeni anlamamak başlı başına bir hesabın ürünüdür. Seçim hassasiyetlerini bozmak, seçim ortamını bozmak, kaos yaratmak, algı operasyonu geliştirmek, siyasi rant ve muhataplık sağlamak gibi gibi…Bu anlayışın asıl gayesi bellidir.Seçim sürecini sağlıksız hale getirme arayışlarıdır, tamamen kötü niyetli bir anlayıştır.Tamamen provake amaçlıdır. Bu bir hesap zorlamasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da böyle bir konuşma karşısında her türlü siyasi riski göze alarak bu cevabı vermiştir. Bu konuşulanlar karşısında elbette ki susulamazdı. Bunun içinde gereken cevap verilmiştir diye meseleye bakmak lazım.Verilen cevabı anlamak istemeyenler olacaktır. Ama şunu da her kes bilsin ki.Türkiye”de baktığınızda her hangi bir etnik siteye dayalı hiçbir bölge yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin Misaki Milli Sınırları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Egemenliği altındadır, onun ordusuna polisine hukukuna adaletine tabidir. Bu coğrafya içinde de her kesin ve her Türk vatandaşının ulaşabileceği yaşayabileceği ve iş güç kurabileceği alanlardır. Bu coğrafya da hiçbir guruba ayrılmış kesim ve bölge asla yoktur, olamaz. Böyle bir bakışta olmamalıdır, olamaz.Böyle bir siyasi söylevde olmamalıdır, olamaz.Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her karış toprağı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Egemenliği altındadır. Türk Askeri ve Polisi de her türlü olumsuzlukların hepsine hazırdır ve her türlü caydırıcılıklar noktasında her türlü imkana da muktedir ve yetenek içindedir. Hiç kimse de boşu boşuna bu süreçte böyle bazı arayışlar içinde olmasın, olmamalıdır. Siyasi düşünceler ne olursa olsun, siyaseten çok sakıncalı sonuçlar yaratacak konuşmalardan provake edici gelişmelerden uzak durmak gerekmektedir. Demokrasiden taviz vermemek lazım. İşte demokrasi gereği de sandık ortaya çıkacaktır. Bu halk ne derse o olacaktır. Bunu başka şeylere çekmeye, başka mecralara dönüştürmeye de kimsenin hakkı yoktur, Hakkı olmadığı gibi de buna gücü de yetmeyecektir.Birilerinin çığırtkanlığını, borozancı başılığını da yapmamalıdır, yapamaz.Hiç kimsenin Türkiye adına Türkiye yi rahatsız edici açıklama ve beyanatlarda bulunmaması gerekmektedir.Hiç kimse Türkiye de bir operasyon yapmaya, bir ameliyat yapmaya kalkmasın. Bu ülkeyi bölmeye parçalamaya da kimsenin gücü yetmez, yetmeyecek. Bu hayellerden de artık insanlar kurtulsun. Şu da bilinsin ki, bizim birlik ve beraberliğimize hiç kimse de halel getiremeyecektir.Çünkü 82 milyon Türk vatandaşı birbirlerinin kardeşidir. Hepimiz birlik ve bütünlük içerisinde bu ülkeyi 2023 hedeflerine hazırlıyoruz. Allah nasip ederse 2053 ve 2071 vizyonumuzun etrafında kenetleşerek yolumuza devam ediyoruz, edeceğiz.

-Türkiye Uzay Ajansı Kurulmasına da karşı çıkılıyor ve bu konuda da karşıt beyanatlar ve açıklamalar yapılıyor. Bu durum ile alakalı neler söylemek istersiniz?

-Rasim bey bu konular, bu meseleler, anılan proje ve çalışmalar elbette ki Türkiye için gerekli ve de çok önem arz eden meselelerdir. Şöyle tarafsız yansız ve gerçekçi bir gözle Türkiye ye bakarsak ki bunu biz kendi içimizden bakamıyor, görülmesi de istenmediği için bu gibi açıklamalar ile gündeme geliyor ve farkına varılıyor. Türkiye”nin son 15 yılda kat ettiği bilim ve teknoloji alanında ki mesafeyi kendi içimizde belki bunu çok fazla hissedemiyoruz ama dünya bunu yakından takip ediyor. Dışarıdan buna da bakıldığında bunlar kendileri açısından beklenmedik ve olmaması gereken çalışmalar olduğu için bunu içerden birilerine çığırtkanlığını yaptırıyorlar. Çünkü Türkiye çok ciddi anlamda kabuğunu kırdı tohumlar yeşerdi, meyveler tek tek toplanmaya başlanıyor. Bunların hepsi de bir vizyon meselesidir. Yani sizin bir vizyonunuz yoksa, bakış açınız yoksa ve ülke adına bir takım gelecek planlarınız yoksa siyaseten de her şeye karşı olursunuz. Böylece kendinizde de farkındalık yarattığınızı zannedersiniz.Hal böyle olunca da her şeye de karşı olursunuz.Şimdi bahsettiğimiz bu yapı maalesef bu ülkede ülkenin geleceğine yönelik konan her tuğlaya, çakılan her çiviye de karşıdırlar ve bu hep bu şekilde olmuştur ne hikmet ise. Bakın bunlar Köprü”ye karşı, Hava Alanına karşı, Yola karşı, Metroya karşı, Marmaraya karşı, Kanal İstanbula karşı. Karşı da karşı. Say sayabildiğin her şeye karşılar. Aslında bu anlayışın beyninde saplantı haline gelen Ak Parti ye ve onun kurucusu olan Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan”a karşı olmak vardır.Bu hazımsızlığın bir bilinç altılığı söz konusudur.Bunlar Özelleştirmeye karşılar, Hes lere karşılar, Enerji santrellerine karşılar, Ağır ve Makine, Motor Sanayine, hatta savunma sanayi yatırımlarına karşılar, ne aklınıza gelirse ona karşılar.

Yani yerdeki bunca faydalı projelere karşı olanlar elbette ki havadakine de karşı olacaktırlar.Yeri boş bırakmayan, göyü boş bırakır mı? Çünkü bu çevrelerin işleri güçleri adeta geçim kaynakları karşı olmakla sağlanıyor. Galiba onlara verilen misyon ve görevde bu. Bunun içinde ben  bu gibi konular karşısında hiç şaşırmıyorum.

Ama şunun bilinmesi lazım ve ifade edeyim ki,günümüz dünyasında ki yerinizi belirlemezsen, bu belirleyicilik için de hedeflerini büyütmesen dünyayı yönetmek isteyenlerin içinde de hiçbir adım atamazsın, hiçbir yere de gidemezsin, gitmene de izin verilmez zaten. İşte o kabuğunu kırma meselesi de bu noktada çok önemli bir başlangıçtır. Bu gün dünya da artık siber savaşların konuşulduğu, gen teknolojilerinin konuşulduğu, kimyasal savaş ve savunma sistemlerinin konuşulduğu, dünya da artık bilişimin, teknolojinin insansız bir boyuta taşındığı dönemi yaşıyoruz. Yani bunların hepsi de hangi alanda ne kadar boyutta olduğun ile bu konuda ki çıtan ile de yakından alakalıdır. Yerde ki gücün havaya bağlı ve bunların hepsi de bir anlayışa bağlı.Şimdi de belli veya o malum kesimlerin Uzay Ajansı”na karşı çıkmaları da yadırganmamalıdır. Elbette ki bu da talihsiz bir açıklama konusu. Bence de Türkiye de bunlar olmak zorunda ve bu olması gerekenlerde zamanı geldiğinde ya açıklanıyor, ya da çalışması başlatılıyor. Karşı olanlar karşı olduklarını her ne kadar söyleseler de bu kervan yoluna kararlılıkla devam ediyor.

İşte S-400 ler meselesi var.Savunma sanayilerin içinde en gelişmiş füze sistemleri var ki, o nokta da dünya üzerinde ki bir takım devletler adeta size bırak proje üretmenizi, düşünmenizi dahi istemiyor. Elbette ki bağımsız güçlü bir ülke olmak için bunlar olmazsa olmazlardır ve mutlaka kurulması gereken, yapılması gereken iş ve işlemlerdir. Bunların yapıldığı bir bu kararların rahatlıkla hayata geçirildiği bir Türkiye döneminin yaşanmasından gurur duymak lazım. Şunu da ifade edeyim ki böyle bir gelişmeyi hayata geçiren ve çağımızın olmazsa olmazlarını yapıp sahada uygulayan bir siyasi anlayışın içinde yer almaktan da ayrı bir gurur duyuyorum. Bir ülkenin olmazsa olmazlarının başında Milli Güvenlik gelir.Dünya da bu konuda elinizin ne kadar güçlü olup almadığına bakar ve seni o konumunla muhatap alır. Eliniz dolu ve güçlüyse de bunlar olabiliyor, yapılabiliyor, devamında ki projeler hayat bulmaya başlıyor.İşte bunlar olurken, bunların olmasını istemeyen dış ve iç çevreler de bu projelerin olmaması için bunları hayata geçiren siyaseti hedef alıyor, onu al aşağı etmenin telaşı ve amacıyla hareket ediliyor.Özetle bütün bu karşı olma siyasetinin özünde hedefte olan Türkiye”dir. Bu karşı olanların da ana gayesi, büyük gayelerin birer uzantısıdır.Onun içinde bu kesimler bazen düşmandan daha da tehlikeli olabiliyorlar. İşte bu taliksiz açıklamaları yapmaları asla boşu boşuna değildir. Yani güçlü ülke olmanız için güçlü ordunuz, güçlü emniyetiniz, olmak mecburiyeti vardır. Bakın zaman zaman da ben hep bunu anlatıyorum. Bildiğiniz gibi 1974 kıbrıs barış harekatında Libya”dan benzin ve uçak lastiği alarak uçak havalandıran Türkiye bugün eğer Uzaya uydu gönderebiliyorsa, bugün Uzay Ajansı kurabiliyorsa, bugün dünyanın en gelişmiş insansız hava aracı üretebiliyorsa, kendi savunma sistemlerini araç gereçlerini üretebiliyorsa milli gemilerini üretebiliyorsa tankını topunu tüfeğini kendi üretebiliyorsa, siber savaşlara karşı kendini savunur hale gelebiliyorsa yani Aselsan marifetiyle bahsi edilen bu siber savaşlara veya saldırılara karşı kendi savunma sistemlerini kurup bunları sahaya sunuyorsa, bu ülkede yaşayan her vatandaş,kendine Türk diyen her birey bunlar ile göysünü gere gere övünmeli ve gurur duymalıdır. Bu böyle olması gerekirken, hala anayasa mahkemesine davalar açılıyor ise çok fazla söze de gerek yok.

 

-Sayın Kayas bir çok konuda görüş beyan ettiniz. Hem siyaset, hem bölge adına, hem de oluşan Cumhur İttifakıyla alakalı neler söylemek istersiniz?

 

-Ben şunu ifade edeyim ki. Biz AK Parti olarak yerel yönetimlerde belediyecilik adına Türkiye de gerçekten bir marka olmuş bir siyasi hareketiz. Siyasi partiyiz. Elhamdülillah şimdiye kadar Merkezi siyasetimizin merkezi hükümetimizin ülkemizin büyümesine ve kalkınmasına yönelik yapmış olduğu hamlelere paralel olarak yerel yönetimlerimiz ile şehirlerimiz oluşan talepler doğrultusunda yeniden inşa ediliyor. Şahsi kanaatim şudur ki alt yapı olarak Türkiye şu anda Dünya”nın bir çok ülkesinden özellikle de yaşlı ülkelerin çoğusundan çok daha yeni ve çok daha modern alt yapılara sahip. Eğer ülkede ki şu istikrar devam ettiği sürece, birlik beraberlik bu bütünlük devam ettiği sürece bu ülkenin önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Şunu da üzülerek ifade etmek istiyorum.

Belli bir siyasi geleneğin son derece sakıncalı saplantıları var.Bu ülkede korku ve endişe pompalayarak bunun üzerine siyaset bina inşa etmenin artık işe yaramadığı görülmüyor. Artık Millet gördüğüne,yaşayıp izleyip şahit olduğuna, yarınlar için verilen müjdeye ve umuda yöneliyor. Türkiye”de artık korku hikayeleriyle, endişe hikayeleriyle, felaket tellallığı ve entrika senaryo ve hesaplarıyla bu ülkeyi ve milleti kimse yönlendirmeye çalışmasın. Algı operasyonlarıyla da kafalar boşuna karıştırılmasın.

Bizim hedefimiz bellidir. Bu ülkenin büyümekten ve gelişmekten başka tercihi yoktur. Bizim de hedefimizde bu vardır. Hedefimiz büyüyen ülkede insanlarımızı mutlu etmek, geleceklerine güvenle baktırmak, gençlerimize de daha güzel bir gelecek inşa etmek, daha mutlu daha müreffeh bir ülkede yaşatma gayreti içindeyiz. Bunun da, kadınımız, çoluğumuz, çocuğumuz,yaşlımız,gencimiz tüm Türkiye de ki vatandaşlarımız bununda idraki içinde.Bizim de bunun dışında başka bir hedef ve amacımız yoktur.

 

-Sayın Kayas Başakşehir ve İstanbul Nasıl Bir Bahara Merhaba diyecek. Bahar ile birlikte Siyasette nasıl bir sonuç yaşanacak.

-Bakın biz hep iyi düşündük, iyi gördük, iyi görüyoruz. Nisan ayı da bahar mevsiminin müjdecisidir. İnşallah bu bahar ile birlikte hem ülkemizde hem de coğrafyamızda güzel işlerin devam ettiğine şahitlik edeceğiz. Ve böylece de etrafımızda ki bu olumsuz havayı yani uluslar arası olumsuz havayı da bu şekilde de dağıtırız. Böyle de olacaktır inşallah. Çünkü Türkiye güçlü bir ülke olmak mecburiyetindedir. Türkiye”nin yoluna devam etmekten başka bir seçeneği de yoktur. Temennim odur ki inşallah o birlik beraberliğimizi daha da yukarılara taşırız. Böylece hem Türkiye”nin huzuru, refahı hem de etrafımızda ki coğrafyanın da güveni ve refahı sağlanmış olur, istikrara kavuşmuş olur. Ben Nisan ayının bu manada gerçekten çok güzel bir atmosfer ile başlayacağını bekliyor ve umut ediyorum.Yani bir Nisanda çok güzel bir gün ile uyanacağımıza inanıyorum. Çünkü gerek Başakşehir”de gerekse İstanbul”da çok önemli farklar ile seçim yarışından başarılı sonuçlar alacağız.Biz bu seçimde de asla bir kaygı bir endişe taşımıyoruz. Ben başında da söylediğim gibi bu seçimlerde İstanbul fark edilen fark ile bu seçimleri AK Parti alacak. Bu konuda da hiçbir endişem yok. Büyükşehir  Cumhur ittifakı ile Binali başkanımız İstanbu Büyükşehir Belediye Başkanı olacak. Hemde çok önemli bir fark ile bu gerçekleşecek. Yani çok çok güzel bir sonuç ile bu seçimi alacağımıza inanıyorum.

Buyukşehir belediye Başkanımız ilgili hiçbir tereddüt taşımıyorum. Zaten Binali başkanımız tam bir proje adamı. Bugüne kadar Türkiye de yapılan büyük projelerin tamamında alın teri emeği olan bir başkan adayımız. İstanbul”da da ortaya koyduğu vizyonel ve farkındalıklı projeler ile beraber vizyoner projeler ve çok gerçekçi projeler var ve bunlar devam edecektir. Anılan projelerin hiçi biri de öyle hayali ve uçuk projelerde değiller ve süreçi içinde hayat için olmazsa olmaz olan ve de uygulanması gerekir denilen cinsten projelerdir bunlar. Bu projeler ile de dünyanın sayılı metropollerinden biriyiz ve şu andan itibaren de metropoller için olmazsa olmaz olanların proje sahipleri yönetmek için yönetimlere geleceklerdir.

-Sayın Kayas 2019 Nisan ile başlayan Bahar Müjdesi 2023 hedefininin ve diğer hedeflerinde müjdecisi mi olacak?

-Eyvallah. Aynen öyle olacak diyebiliriz. Bakın Binali başkanımızı, sayın meclis başkanımızı, başbakanımızı, sayın bakanımızı, şöyle bir hatırlarsak, bir yöneticinin gelmesi ve geçmesi gereken hangi görevler varsa hepsinin içinden tam yeterlilik ve liyakat içinde bulunmuş ve geçmiştir.Bu görevlerin tamamında da başarılarla hizmet etmiştir. Böyle bir birikimin İstanbul için apayrı bir şans olduğunu düşünmekteyim. Binali başkan bundan böyle de inşallah İstanbul”u yönetecek. Bundan da asla küçük bir kuşkum yoktur. Hatta kendi ifadesiyle de şunu diyor. Belki kendim yavaşım ama işlerim soyadım gibidir diyor. Yıldırım gibi etkili ve hızlı şekilde de İstanbul da büyük işler yapacağımıza inanıyoruz. Binali başkanımıza da bu milletin çok büyük teveccüh göstereceğini ve çok büyük destek vereceğine inanıyorum. İstanbul için de Türkiye içinde Bir Nisan Şaka değil gerçekleri yaşatmaya devam edecek. Yine başkanım Sayın Binali Yıldırım Bir Nisan da 10 Saat uyuyacağım demişti. Buna göre demek ki Binali başkanım göreve 2 Nisanda başlayacak Allahın izni ile.Bundan sonrasını da hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Haber Röportaj:Turkiye Esnaf Gazetesi

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.